Kurt Akın: “Türkiye Enerji Piyasası Dünyada Büyük İlgi Görüyor”

İSTANBUL – 4 Ekim 2012 tarihinde Turboden firması, Ataşehir Radisson Otelinde Organic Rankine Cycle İçin Yenilenebilir Enerji Kaynakları kullanımının konuşulacağı bir seminer düzenliyor. Bu konuda dünyanın en büyük şirketlerinden biri olan İtalyan Turboden firmasının Türkiye temsilcisi Transnational Venture Consultants (TVC) Yetkilisi Kor Kurt Akın’la enerji sektörünü, yenilenebilir enerji alanlarını ve TVC’nin geleceğe yönelik projeleri hakkında görüştük.

Türkiye enerji pazarının gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye enerji sektörü, sabit bir çizgide gelişen görünümde. Eskiden Türkiye, enerji sektörü açısından; riskli ama karlılık oranı yüksek bir ülke iken, şimdi risk düzey düşük ama karlılık oranı daha düşük bir ülke konumunda. Türkiye’de enerji sektörü, karlılık düzeyi Avrupa’ya göre daha az olmasına karşın, ülkenin büyüme kapasitesi ve enerji ihtiyacının artması nedeniyle ilgi görüyor. Türkiye’de enerji yatırımcıları özellikle, 2000’li yılların baslarindan itibaren arttı. Küçüklü büyüklü birçok kuruluş, sektöre yatırım yapmaya başladı. Günümüzde ise, yenilebilir enerji konseptinde, özellikle rüzgar enerjisi yatirimcilari arasinda bir elenmenin ve daralmanın yaşandığı gözlemleniyor.

Önümüzdeki dönemde gerçekleşmesi beklenen enerji yatırımları için tahminleriniz nedir?

Önümüzdeki dönem için, iki çeşit yatırımcı profili olacağını tahmin ediyorum. Birinci tip yatırımcı tipi, dünyanın her yerinde olan, en fazla 500 kilowatt’lık, 1 megawat’lık hidro ve jeotermal enerji üretimi gerçekleştiren kişi ve kuruluşlardan oluşacak. İkinci yatırımcı tipini ise, profesyonel bir yönetim anlayışıyla işletmecilik yapan ve işletmeden de kar edebilecek uluslararası alanda faaliyet gösteren yabancı ya da Türk ortaklı yabancı kuruluşlar temsil edecek. Örneğin rüzgar enerjisi alanına yönelen inşaatçı kuruluşların da yavaş yavaş sektörden ayrılarak, daha karlı başka sektörlere geçeceklerini böylece, parçalı üretim yapısının yavaş yavaş bütünleşebileceğini öngörüyorum. Jeotermal alanı ise, genel olarak, daha küçük ölçekli projeler kapsadığı için, küçüklü büyüklü işletmelerin üretimlerini sürdüreceklerini düşünüyorum.

Peki Türkiye’nin jeotermaldeki hedefleri konusundaki beklentiniz?

Yenilebilir enerjide en önemli şeylerden bir tanesinin tasarruf edilebilir enerji olduğu göz önüne alınırsa; yerden havaya enerji saçmak yerine, bunu engelleyip elektrik elde etmek ya da bu ısıyı farklı yerde kullanmak çok önemli ve akıllıca. Bu nedenle Türkiye’nin de jeotermal enerji için belirlediği 600 megawatlık hedefin birkaç yıl içerisinde yakalanacağı görülüyor.

Türkiye enerji sektörünün Avrupa’yla rekabet potansiyeli ne düzeyde?

Türk enerji yatırımcılarının, Avrupa’yla rekabet etme gibi bir düşüncelerinin olduğunu sanmıyorum. Yalnızca, bir iki yatırımcının Türkiye’de üreterek, ihracat yapmak gibi bir planları olduğunu biliyorum. Çünkü, enterconnect sistem çerçevesinde, şartların henüz hazır olmadığını söyleyebilirim. Türkiye, henüz kendi enerji ihtiyacını tam olarak karşılayamadığı için, yurt dışına elektrik enerjisi satabilecek durumda değil. Ekipman tarafında ise, dünyada üretim fazlası yaşanıyor. Avrupa’da bu alanda yatırımların azaldığı gözlemleniyor. Avrupa ülkeleri artık, bu alanlara yatırım yapmak istemiyor. İtalya’da biokütle enerjisi için 25-30 eurocent, Yunanistan’da biyokütlede elektriğin kilowatsaat’ine 22.5 eurocent gibi çok cazip fiyatlar verilmesine karşın, bu ülkelerin yatırım politika değiştirmeleri ve FIT düşürmeleri sonucunda, yatırımların Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgelere doğru kayacağını düşünüyorum.

Enerji sektörüne yönelik mevzuat düzenlemeleri konusundaki düşünceleriniz nelerdir?

Türkiye, enerji sektörüyle ilgili mevzuatlarda önemli düzenlemeler gerçekleştirdi. Türkiye’de yenilebilir enerji alanında, verilen teşvikler de projelerin finansmanını kolaylaştırıyor. Yenilenebilir enerji üretimiyle ilgili bir takım özel kaynaklar da çıkartıldı. Yine de mevzuat kapsamında, anlaşılmayan, ortada kalan, muğlak noktalar var. Bizim faaliyet gösterdiğimiz alanlardan biri olan ORC (Organic Rankine Cycle) teknolojisiyle ilgili yatırımlarda tanımlamaların yeterince yapılmadığını düşünüyorum.

Yerli üretimi teşvik etmeye yönelik olan düzenleme sizin yatırım planlarınız için ne ifade ediyor?

Söz konusu düzenlemelerde örneğin “tribünü Türkiye’de üretin” deniliyor ama ORC teknolojisinde yalnızca, tribün yok; evaporator/kondansor gibi ekipmanlar da var. Dolayısıyla, burada tribünün Türkiye’de üretilmesinin yeterli görülüp görülmediği konusundaki düzenlemede açık ve doğru tanımlamaların yapılması gerektiğine inanıyorum. Aslında, Türkiye’ye teknolojiyi getirmiş kuruluşları destekleyecek düzenlemeler yapılmalı. Türkiye’de enerji sektöründe üretimin artması için, teknoloji transferi daha çok desteklenmeli. Bu konuda, gerekli düzenlemelerin yapılacağını tahmin ediyorum. Örneğin, Turboden firması olarak, Türkiye’de uzun süredir daha uygun şartlarda ve daha iyi fiyatlarla üretim gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Avrupa’daki enerji kuruluşlarının da teknoloji, transferine sıcak baktıklarını göz önüne almak sektörün gelişimi açısından son derece önemli.

Türkiye’nin enerji sektörüyle ilgili politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de enerji sektörüyle ilgili olarak, uygulanan özelleştirme politikalarıyla birlikte, özel sektörün önünün yavaş yavaş yavaş açıldığını ifade edebilirim. Devletin enerji sektöründen çıkarak, yönlendirme ve denetleme görevi görecek olan hakem rolü üstlendiğine tanık oluyoruz. Kömür madenlerinde, hidroelektrik ve termik santrallerinde de özelleştirmeler uygulanıyor. Devletin enerji sektöründeki rolünü hakem olarak görürseniz, bu alandaki bütün kuruluşlar özelleştirilmeli. Tabi burada, devletin hakem rolünü ciddiyetle yapması önem kazanıyor. Örneğin, enerji güvenliğinin sağlanmasına yönelik politikalar geliştirmek de devletin görevleri arasında yer alıyor. Özel sektör tek başına bu konuda yeterli olamaz. Bu politikalar oluşturulurken, yurt dışında geçerli modellerden de esinlenilebilir.

Dünya enerji sektörünün geleceği konusundaki düşünceleriniz nelerdir?

Dünyada enerji yatırımının Doğu’ya doğru kaydığı gözlemleniyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde bu alanda çok büyük yatırımlar yapılıyor. Çok yakında, dünyanın en büyük solar elektrik santrallerini bu ülkelerde göreceğiz. Ama dünyada jeotermal enerjinin en iyi şekilde elde edilebilecegi bölge olarak, Afrika’yı gösterebilirim. Afrika ülkeleri, elektrik enerjisini tam olarak yerleştirebilmiş değil. Kıtanın bir çok ülkesinde toplumun ancak üçte birine elektrik verilebiliyor. Bu açıdan, Türk enerji yatırımcıları da olmak üzere, bölgeye yönelik çok önemli projeler gerçekleştiriliyor.

Jeotermal enerjide büyümesi tahmin edilen diğer pazarlar hangileri?

Endenozya jeotermal kaynağı açısından zengin. Türkiye’de Ege bölgesinde düşük ve orta derecede jeotermal kaynağı bulunuyor. Aslında baktığımız zaman gerek güneş, gerek rüzgar, gerek jeotermal enerji açısından en şanslı bölge Ege Bölgesi.

Sayın Akın, bize biraz da kuruluşunuzdan ve faaliyet alanlarınızdan söz eder misiniz?

Daha önce, Unisys Türkiye’nin Genel Müdürü’ydüm. Yaklaşık 13 yıl boyunca, Unisys’in bilişim sektörüyle ilgili projelerinde Londra ve Hollanda’da görev aldım. Bilişim alanında Unisys’in ilgilendiği alanlarından bir tanesi, kamu güvenliği ve savunmaydı. Bu doğrultuda, Türkiye’de deprem güvenliği ile ilgili bir projede birlikte çalıştığımız Transnational Venture Consultants şirketi, ben Unisys’den kendi işimi kurmak üzere ayrılmam üzerine, bana birlikte çalışmayı teklif etti. Ve yenilenebilir enerji alanında calisma kararı aldık. Türkiye’de jeotermal enerji alanında GTherm isimli bir kuruluşla işbirliği yaparak başladık enerji yatırımına. Burada, iki etken rol oynadı: Birincisi, Türkiye’nin bir jeotermal enerji kaynağı olması. İkincisi de, bu alanda teknolojide çok büyük bir gelişme yaşanmaması. Daha sonra, Pratt & Whitney Power Systems’ın Türkiye’de yenilebilir enerji alanındaki temsilcisi olduk. Bununla birlikte ilk projelerimiz, Moduler ORC (Organic Rankine Cycle) teknolojisiyle ilgili oldu. Bu teknoloji son derece önemli çünkü, herhangi bir yerde bulunan sıcaklık kaynağınızı 6 aydan kısa bir süre içerisinde elektriğe çevirme olanağı veriyor. ORC teknolojisiyle, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde projeler gerçekleştirdik. Pratt & Whitney Power Systems’ın İtalyan firması Turboden‘i bünyesine almasıyla da fotovoltaik ve gazlaştırma dışında, yenilebilir enerjide hemen hemen tum portföyde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Şu anda, jeotermal, biyokütle ve atık ısı konusunda hizmet veriyoruz. 4 Ekim’de yapılacak Turboden tarafından düzenlenecek seminerde de Türkiye’deki enerji yatırımcılarına projelerimizi ayrıntılı olarak anlatacağız ve işbirliği olanaklarını ortaya koyacağız.

Keyifli bir sohbet oldu, teşekkürler…

Ben teşekkür ederim. Sizleri ve Alternatif Enerji takipçilerini seminerimizde görmek isteriz…

About author

Senem Gençer
Senem Gençer 761 posts

Alternatifenerji.com’un kurucu ortaklarından biri ve CEO’su olan Gençer, 1971 yılında Diyarbakır’da doğdu. 1993 yılında ODTÜ İşletmeyi bitirdikten sonra, Johnson & Johnson Medical ve Yeni Zelanda Büyükelçiliği gibi farklı kurumlarda çalıştı. 2007 yılında güneş enerjisi ve LED aydınlatma konularında halen çalışmakta olan Ekogüneş’i ve Türkiye’nin ilk online solar ürün satış sitesi olan www.ekogunes.com’u kurdu. Gençer, aynı zamanda Güneş Enerjisi ve Sanayicileri Derneği GENSED’in kurucu üyelerindendir.

You might also like

ENERJİ YÖNETİMİ 0 Comments

Ülke Enerji, 3D Yaklaşımı İle Servis Hizmetleri Veriyor

Ülke Enerji Operasyon Müdürü Burak Aydın: “Servis yaklaşımımızı biz, “Dinamik, Deneyimli ve Donanımlı” açılımı ile “3D Yaklaşımı” şeklinde adlandırıyoruz. Dinamik; çünkü yerli ve genç bir ekip kurduk. Diğer yandan da

RÖPORTAJLAR

“Kentsel Dönüşüm Sürecinde, Yeşil Binalara Çok Daha Fazla Önem Verilmeli”

Altensis Kurucu Ortağı Emre Ilıcalı: “Özellikle, geçtiğimiz yıllarda başlayan ve önümüzdeki senelerde ivmelenerek devam edecek olan kentsel dönüşüm sürecinde, yeşil binalara çok daha fazla önem verilmesi gerekmektedir.” Türkiye’nin başta İstanbul

RÖPORTAJLAR

“Avrupa PV Pazarı Sadece Şu 3 Koşulu Yerine Getirirse Yaşayabilir…”

TIREC 2012’de tanıştığımız güneş santrallerine anahtar teslimi EPC (mühendislik, tedarik ve inşaat) hizmeti veren  NRG Agrivis’in kurucusu ve CEO’su Alessandro Cremonesi, aynı zamanda IFI (İtalyan Fotovoltaik Endüstrisi) başkanı olması sıfatıyla ,