Nejat Tuncay:”Enerji Güvenliğimiz Çevre Kaygılarımızın Önüne Geçti”

İSTANBUL – Okan Üniversitesi’nin yeni yüksek lisans program ‘İngilizce Güç Elektroniği ve Temiz Enerji Sistemleri’nin içeriğini anlatan Prof. Dr. R. Nejat Tuncay, küresel anlamda temiz enerjiye olan ilginini artması ve buna paralel olarak Türkiye’nin nitelikli beyin gücü ihtiyacını karşılamak amacıyla programı oluşturduklarını söyledi. Bu programın dünyadaki gelişmelere paralel olarak ve niş alan seçimi düşüncesiyle oluşturulduğuna değinen Tuncay, tercihlerinin elektrik elektronik eğitimi almış öğrenciler olduğunu ancak makine ya da bilgisayar bölümü mezunu öğrencilerin 6 ay ya da bir sene sürecek olan bir intibak program ile sürece uyumlarının sağlandığını belirtti. Türkiye’de şu an en önemli konunun enerji güvenliği olduğunu hatılatan Tuncay, bu nedenle nükleer enerjinin Türkiye için gerekliliğini dile getirdi.

Okan Üniversitesi Mühendisli-Mimarlık Fakültesi Dekanı olan Prof. Dr. R. Nejat Tuncay, aynı zamanda ‘İngilizce Güç Elektroniği ve Temiz Enerji Sistemleri’ yüksek lisans program yürütücüsü. Kendisiyle Mecidiyeköy’de bulunan üniversite binasında bir araya gelerek yüksek lisans programının içeriğini, programa girmek isteyen öğrencilerin niteliklerinin ne olması gerektiğini ve Türkiye’deki yenilenebilir enerji pazarını konuştuk.

‘Beyin gücü anlamında bir sorunumuz yok ancak teknolojik bilgi birikimi ihtiyacımız ortada ve bunun için de fedakarlık şart. Var olan Ar-Ge çalışmalarını, keşiflerimizi devam ettirmemiz gerekiyor’ diyen Tuncay ile gerçekleştirdiğimiz röportaj aşağıda yer alıyor:

Tuncay: Temiz enerjiye yönelim, programı başlatmamızın ana sebebi

Nejat bey öncelikle üniversite olarak neden böyle bir programı başlatma gereği duydunuz?

Okan Üniversitesi Mühendislik Fakültesi ve Fen Bilimleri Enstitüsü’nün müşterek çalışmasıyla ‘İngilizce Güç Elektroniği ve Temiz Enerji Sistemleri’ isimli yüksek lisans programını başlatmamızın ana sebebi, küresel ölçekte baktığımızda enerjiyle ilgili olan yönelimin temiz enerjilere doğru kaymakta olduğunun görülmesi, bu alanda Türkiye’nin nitelikli beyin gücü yetiştirmesine ihtiyacı olduğunun düşünülmesi ve bu boşluğun doldurulması gayretidir. Eğer genel olarak neden temiz enerji derseniz başlıca iki itici güç egemen enerji alanında. Bunlardan biri enerji güvenliğidir. İkinci itici güç ise sera gazı emisyonları nedeniyle ortaya çıkan çevre sorunları ve küresel ısınma. Genel gidişat, 2050’lerde dünyada 6 derecelik bir ısınmanın olacağını gösteriyor ve bunu 2 dereceye indirmek için OECD’nin Paris’teki merkezindeki raporlardan görülüyor ki temiz enerjiyi çok ciddi derecede ihtiyaç var. Temiz enerjiye yöneldikçe arz güvenliği ile çelişiyorsunuz çünkü güneş enerjisi olsun, rüzgâr enerjisi olsun bunlar, kolayca elektrik enerjisine dönüşebilen şeyler değil.

Tuncay: Güç elektroniği alanına beyin gücü yetiştireceğiz

Programın nasıl bir içeriği var?

Bizim temiz enerji diye nitelendirdiğimiz enerji aslında yenilenebilir enerjilerdir. Bu enerjilerin başında da hidrolik enerji gelir. Bizim ana hedefimiz bu alan değil. Her ne kadar küçük su santralleri çok yaygın olsa da bizim eğitimimizin ana amacı rüzgâr ve güneş enerjileriyle bir miktar da hidrojen enerjisi ile bunların uygulamasıdır. Yeryüzüne doğrudan doğruya düşen güneş ışınlarının enerjiye çevrilmesi sırasında metrekareye düşen enerjinin maalesef çok azı kullanılıyor. Makul paralarla alınabilecek sistemler olsa olsa % 25 ya da % 30 verimle çalışıyor. Bu durum bu alanda yapılacak çok iş olduğunu gösteriyor. Yani ekonomik olarak güneş enerjisi elverişli değil. Bunun, insanların evlerde kullandığı alternatif gerilime çevrilebilmesi için arada mutlaka bir güç elektroniği devresi gerekiyor. Bizim de meselemiz bu alandaki beyin gücü boşluğunu doldurup bu alanda eleman yetiştirmek. Güç elektroniği programı üniversitelerde var. Ancak tamamen yenilenebilir enerjilere yönelik güç elektroniği sistemleri programları yok. Rüzgârda da benzer bir şekilde, rüzgârın hızına bağlı olarak elektrik üretiliyor. Bazıları doğrudan doğruya alternatif gerilim yani evlerde olan gerilim türünü üretiyor. Ama o yine de frekansı ve gerilimin değeri itibariyle evlere intikal edebilecek değerde değil. Bunun için güç elektroniği devreleri kullanılıyor. Peki rüzgâr esmediği zaman ne yapacaksınız? Enerji depolamanız lazım. Güneş santrallerinde akşam ne yapacaksınız? Yine enerjiyi depolamanız lazım. Dolayısıyla bir akü şarj sistemiyle veya pek çok akünün bir araya getirilerek oluşturduğu bataryalarla bunları depolayabilmeniz lazım. Depolayabilmeniz için de yoğun bir güç elektroniği uygulaması gerekiyor. Temel hedefimiz bu gibi alanlarda beyin gücünü yetiştirmek ve insanları geliştirmek.

Tuncay: Elektrikli araçlar da Okan Üniversitesi’nin araştırma perspektifi içerisinde

Yüksek lisans programınızın Türkiye’de benzerleri ile farkı nedir?

Enerji programları zaten çok da geniş değil. Üniversitelerde enerjiyle ilgili programlar var. Tamamıyla güç elektroniği ve temiz enerjilere yönelen bir program Türkiye’de mevcut değil. Biz Okan Üniversitesi olarak birçoğumuz yurt dışında doktora, hocalık yaptı; Türkiye’de Boğaziçi, ODTÜ, İTÜ gibi seçkin üniversitelerden geldi. Gördüğümüz resim şu: Eğer İTÜ’deki bir programın aynısını Okan Üniversitesi’nde vermek tekrardan ibaret olur. İTÜ gibi üniversitelerde çok zengin bir akademik kadro var. O halde Okan Üniversitesi gibi görece küçük üniversitelerin yapması gereken niş alan seçmek ve o alanda ihtiyaç olan beyin gücünü o alana odaklanarak yetiştirmek. Ana hedefimiz bu oldu. Onun için de çok farklıyız. Bir başka programımız daha var enerjiyle bağlantılı. O da otomotiv mekantroniği ve akıllı araçlar programıdır. Bu konuya çok girmek istemiyorum ancak şunu belirtmek istiyorum. Burada da enerji bağlantılı olarak eğer araçlarınızı ve trafiği yol ve araç haberleşmesiyle ya da araçlar arası haberleşmeyle yöneterek optimum bir çözüme kavuşturursanız sağlanacak enerji tasarrufu çok yüksek. Yani % 20’ler mertebesine çıkıyor. Bu önemli bir miktar dolayısıyla programın enerji konusuyla böyle bir bağlantısı var. Her iki programımızda da elektrikli otomobillerle ilgili, o alanda araştırma yapan, sanayi kuruluşlarıyla çalışmalar yapan, teknoloji üreten hocalarımız var. Bu nedenle de elektrikli araçlar da Okan Üniversitesi’nin hem araştırma perspektifi içerisindedir hem de enerji bakımdan bu programlar içerisinde ders olarak yer alır.

‘Güç Elektroniği ve Temiz Enerji Sistemleri’ne başvurmak için öğrencilerde hangi kriterleri arıyorsunuz?

Bir defa bu tür programlarda tercihimiz elektrik elektronik eğitimi almış arkadaşlardır. Ancak diyelim ki makina bölümünden bir arkadaşımız geldi ve bu konuyla ilgileniyor. O arkadaşlarımıza intibak programı altında bazı dersleri ek olarak aldırıyoruz. Bu 6 ay da sürebilir, bir sene de. Bu ek dersleri verdikten sonra onları programa dahil ediyoruz. Ancak temel olarak bilgisyar, elektrik elektronik, makina gibi alanlarda yetişmiş arakdaşlarımız bu programa uygundur.

Tuncay: Teknolojiyi üretmek, onun satılabilir ve rekabet edebilir ürün olduğu anlamına gelmiyor

Birazda bugüne bakalım hocam. Türkiye’de yenilenebilir enerji kaynaklarıyla olan süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

İTÜ’de çalışırken TÜBİTAK’ın Marmara Araştırmaları Enstitüsü’nde de görevliydim. Türkiye’nin ilk seri hibrit otomobilini Doblo’yu 2002 yılında orada geliştirdik. Ardından benzer bir projeyle Ford grubu TÜBİTAK’la ve İTÜ’yle çalıştı. Teknolojiyi üretmekte o kadar geç kalmadık ancak teknolojiyi üretmek siz de biliyorsunuz, onun satılabilir ürün haline gelmesi ve rekabetçi olabileceğiniz anlamına gelmiyor. Maliyet ve kalite unusurunu imalat teknolojisi anlamında ön plana çıkartmanız, nitelikli, rekabetçi bir ürünü satabilmeniz lazım. Bir de otomotivde özellikle homologasyon testleri denen bir denetim mekanizması da var. Bunları aşmadı Türkiye.

Tuncay: Enerji güvenliği her şeyden önemli, nükleer enerji gerekli

Bildiğiniz gibi enerji alanından 2023 hedefleri açıklandı. Bu hedefler ne kadar ulaşılabilir?

Kurulu gücümüz 52 GW mertebesinde. Şimdi yenilenebilir enerjilerde bu orana ‘watt’ cinsinden değil enerji cinsinden bakmak lazım. Mesela rüzgâr santrallerini kuruyorsunuz. Ancak rüzgârın sürekli estiği üzerinden hesaplama yapıyorsunuz ancak bu böyle olmuyor. Hem dünya da hem Türkiye de görünen şu: Türkiye rüzgâr bakımından zengin olmasına rağmen enerji ihtiyacını eğer yenilenebilirlerle karşılayacak diye düşünüyor ise yanılır. Benimle birlikte birçok insanın kanaati bu yönde. Yenilenebilirlere yüklenelim. Özellikle rüzgâra yüklendi Türkiye, devamı da gelecek. Ancak Türkiye her yıl enerji ihtiyacını yüzde 8’den daha yüksek oranlarla katlıyor. Diğer ülkelere göre çok daha az enerji kullanıyoruz. Şimdi onların nüfusları artmadığı ve daha az enerji kullanan teknolojiye geçtikleri için onların enerji taleplerinde azalma var. Bu nedenle de rahat rahat bazı kararları alabiliyorlar. Nükleerden ayrılıyor olmalarını da ben buna bağlıyorum. O anlamda Türkiye’nin, bunu söylemem çok güç oldu ama, bugün % 100 eminim ki Türkiye’nin nükleer enerjiye ihtiyacı var. Çevre kaygılarımız her zaman ön planda oldu. Fakat bugün enerji güvenliği hepsinden önemli. Elektriğimizin % 50’sini doğalgazdan karşılar hale geldik. Bizden önceki kuşaklar ve benim kuşağım hidroelektrik santralleri inşa ettiler. Ancak sonuçta görünüyor ki devamlı kalıcı bir elektrik enerjisi için nükleer enerjiye ihtiyacımız var.

Tuncay: Hidrojenden elektrik üretimi kısa vadede çok mümkün değil

Nejat bey son olarak hidrojenden elektrik üretimi konusuna da değinmek istiyorum. Bu konuyla ilgili çalışmalar var, çalıştaylar düzenleniyor. Bu süreçle ilgili olarak ne söylemek istersiniz?

20. yüzyılın ikinci yarısı itibariyle insanların hidrojen enerjisi üzerinde çok çalıştığını görüyoruz. İki yön söz konusu. Biri hidrojenin yakılması anlamında, oradan elde edilen ısı vs enerji üretimi. Bazı otomobil şirketlerinde bu anlamda prototipler de var. Diğeri ise hidrojen ile oksijeni bir araya getirmek suretiyle yakıt pilleri yardımıyla elektrik enerjisi elde edilmesi. Bunu üzerine milyar dolarlar sarfedildi. Hatta bir Kanada firması bunu çok ciddi bir şekilde ticarileştirince Mercedes bu şirketi yıllar once satın aldı. Ama görünen o ki şu anda bu yöntemin elektrik üretmesi kısa vadede çok mümkün olmayacak. Elektrikli araçlar üretiliyor. O ayrı bir konu fakat dayanıklı bir ürün ve ucuz bir imalat teknolojisi hala sağlanabilmiş değil. Rekabet edilemiyor maalesef. Şimdi hidrojen yolları, ağları, hidrojenin saklanması, iletilmesi, depolanması problemleri üzerine insanlar hala çalışıyor. Türkiye’nin Karadeniz’deki hidrojen sülfürden hidrojeni ayıklaması konusuna gelirsek… Neden olmasın. Çünkü orada zaten yanlış bir şekilde depolanmış bir şey, atık aynı zamanda. Değerlendirilmiş olur. Yeter ki hidrojen teknolojisi çağı gelmiş olsun.

Röportaj: Kağan Konçak, www.alternatifenerji.com

About author

Ahu Binici
Ahu Binici 1369 posts

Yıldız Teknik Üniversitesi mezunu olan Ahu Binici, Alternatif Enerji Platformu’nun kurucu ortaklarından olup, aynı zamanda Alternatifenerji.com’un sosyal medya yöneticiliğini yapmaktadır. TemizDünya Ekolojik Yatırımlar Ltd. Şti.’de 4 yıl boyunca çeşitli Birleşmiş Milletler, Kalkınma Ajansı gibi çeşitli kurumların işbirliğinde gerçekleştirilen ekoloji, temiz enerji ve farkındalık projelerinde proje koordinatörlüğü yapmıştır. Bugüne kadar çevre alanında çalışan farklı STK’larda gerçekleştirilen projelerde görev almıştır. Genç Çevre Girişimi Platformu’nun ve Denge Ekoloji Derneği kurucu üyesi ve Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi Genç Delege’sidir. Silikon Vadisi kurumu Founder Institute tarafından desteklenen Ecotrend Yaşam Stili Platformu’nun ve Ecoana'nın kurucu ortağıdır.

You might also like

RÖPORTAJLAR 0 Comments

Erdem Selim: “Türkiye’de İlk Defa Uygulanacak Bir Finansman Modelini Sunacağız”

İSTANBUL – 1998 yılında kurulan Daruma’nın Genel Müdür Yardımcısı Erdem Selim, bu yıl 18.’si düzenlenecek Uluslararası Enerji ve Çevre Fuarı ve Konferansı’nda (ICCI) Türkiye’de ilk defa uygulanacak bir finansman modeli ile

RÖPORTAJLAR 0 Comments

“Sürdürülebilir Üretim, Sürdürülebilir Enerji Kullanımını Gerektiriyor”

Temiz Enerji Vakfı (TEMEV) Yönetim Kurulu Başkanı M.Tülin Keskin: “Artık ülkeler ithalat yaptıkları ürünlerin hangi enerji türüyle üretildiğini sorguluyorlar. Çevre çok önemli. Sürdürülebilirlik çok önemli. Kalkınmanın temeli de üretim. Sürdürülebilir

Sektörel Röportajlar

“Yenilenebilir Enerji Kaynakları Daha Az Bağımlılık ve Daha Çok Güç Demektir”

MB Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve Uluslararası Jeotermal Birliği Başkanı Yüksek İnşaat Mühendisi Muharrem Balat: “Unutmamak gerekir ki yenilenebilir enerji kaynakları demek daha az bağımlılık ve daha çok güç demektir.

0 Comments

No Comments Yet!

You can be first to comment this post!

Leave a Reply