“Rekabetçi Bir Piyasa Yapısının Kurulabilmesi İçin Şeffaflık Çok Önemli Bir Kriter”

“Rekabetçi Bir Piyasa Yapısının Kurulabilmesi İçin Şeffaflık Çok Önemli Bir Kriter”

IMG_7501Enerji Hukuku Araştırma Enstitüsü Başkanı Av. Süleyman Boşça: “Enerji sektöründeki  en büyük ve önemli ihtiyaç sektörü bilen, anlayan donanımlı insan kaynağının  yetiştirilmesidir. Bu bakımdan enstitümüzün öncelikli misyonu; enerji sektörünün  ihtiyaç duyduğu insan kaynağının yetiştirilmesi ve donanımının arttırılmasıdır. Enstitümüz bu misyonunu yerine getirilebilmek için eğitimler düzenlemekte, yayınlar  hazırlamakta, bilgi paylaşımının artmasını sağlamaktadır.”Enerji piyasası, Türkiye ekonomisinin önemli mihenk taşlarından biri haline geldi. Uluslararası ilişkilerde de baskın bir konumda yer alan enerji sektörünün işleyebilir, sağlıklı ve uzun vadeli bir yapıya sahip olması ve sürdürebilmesi için, Türkiye’de geçerliliğini yeni yeni hissettiren enerji hukukunun daha da yerleşmesi ve gelişmesi gerekiyor. Enerji Hukuku Araştırma Enstitüsü Başkanı Av. Süleyman Boşça’nın enerji sektörü ve enerji hukuku konularındaki görüşlerini aldık.

Enerji Hukuku Araştırma Enstitüsü’nün kuruluş amacı, misyon ve vizyonu ile faaliyetleri hakkında bilgi verir misiniz?

Enerji Hukuku Araştırma Enstitüsü bu yıl yedinci yılını kutluyor. Enstitü, 2007 yılında bir grup hukukçu, akademisyen, iktisatçı ve mühendis tarafından Türkiye’de yeni bir hukuk disiplini olan enerji hukukunun gelişmesine, doğal kaynaklar ve enerji konularını çevreyle uyumlu ve etkin şekilde yönetmede kamu ve özel sektör politikalarına katkıda bulunma amacıyla kuruldu. Enerji sektöründeki en büyük ve önemli ihtiyaç sektörü bilen, anlayan donanımlı insan kaynağının yetiştirilmesidir. Bu bakımdan enstitümüzün öncelikli misyonu enerji sektörünün ihtiyaç duyduğu insan kaynağının yetiştirilmesi ve donanımının arttırılmasıdır. Enstitümüz bu misyonunu yerine getirilebilmek için eğitimler düzenlemekte, yayınlar hazırlamakta, bunun yanında çeşitli konferanslar, sempozyumlar, seminerler, paneller düzenleyerek bilgi paylaşımının artmasını sağlamaktadır.

Bunun dışında enstitümüzün önemli bir misyonu da ülkemizin ulusal ve uluslar arası enerji politikalarının belirlenmesine ve geliştirilmesine, bir düşünce kuruluşu olarak katkı sağlamaktır.

Türkiye’nin enerji sektörünün 2001 yılından itibaren geçirdiği yapısal dönüşümün sonuçları ne olmuştur?

Enerji sektörünün yapısal dönüşümünün sonuçlarından önce, yapısal dönüşümle neyin amaçlandığını belirtmekle başlamak daha doğru olur sanırım. Bildiğiniz gibi 2001 yılından önce elektriğin üretilmesi, dağıtılması ve iletilmesi bir kamu hizmeti olarak devlet tarafından görülmekteydi ve bu kamu hizmetinin, imtiyaz sözleşmeleri ile özel hukuk tüzelkişileri tarafından yerine getirilebileceği yasal düzenlemelerle sağlanmıştı. Yapısal dönüşümün teorik gerekçelerine girmeyeceğim ama “serbestleşme” ve “rekabete açılma” kavramları ile ifade edebileceğimiz yeniden yapılanmanın temelinde, hızla artan enerji yatırımı ihtiyacının özel hukuk tüzel kişileri tarafından yapılmasının sağlanması, yabancı yatırımcıların enerji sektörüne serbest piyasa ortamının sağlanması halinde yatırım yapacakları konusundaki görüşün egemen olmasıdır. Bu çerçevede 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve 4646 sayılı Doğalgaz Piyasası Kanunu ile başlayan yapısal dönüşüm istenilen hızda olmasa da bu konuda beklenen faydayı elektrik sektöründe büyük ölçüde sağlamıştır. 2013 yılı sonu itibari ile Türkiye’nin elektrikteki kurulu gücü 64.000MW ve bunun yüzde 40’lar civarındaki payı özel hukuk tüzelkişileri tarafından sağlanıyor. Ancak beklenen faydanın doğalgaz piyasası için sağlandığını söylememiz pek mümkün değil. Özellikle BOTAŞ’ın faaliyetlerinin hukuki olarak ayrıştırılması ve BOTAŞ’ın ithalattaki pazar payının yüzde 20’ye düşürülmesi yolundaki hedeflere ulaşılamamıştır.

Türkiye’nin şu anda uyguladığı enerji politikası hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye’nin enerji politikasına baktığımızda, temel politikanın ülkemizin yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının çevreyle uyumlu şekilde ekonomiye kazandırılması olduğunu görüyoruz. Bunun dışında bu politikalara ulaşabilmek için konulan somut hedefler var. Enerjideki 2023 hedeflerine baktığımız zaman yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik üretiminde kullanılması yönünde önemli hedefler olduğunu görüyoruz. 2023 yılında enerjinin yüzde 30’nun yenilenebilir kaynaklardan elde edilmesi hedefi önemli bir hedeftir. Tüm yerli kömür ve hidrolik kaynakların devreye alınması önemli bir hedeftir. Rüzgar enerjisinde 20.000 MW kurulu güce ulaşmak önemli bir hedeftir. Ancak bunlardan daha önemlisi bu hedeflere ulaşabilmek için tüm kamu kurum ve kuruluşlarının koordineli şekilde çalışması gerekir.

Sizce Türkiye’de enerji sektörünün özelleşmesi ve tam rekabetçi piyasaya geçiş süreci nasıl şekillendi?

Özelleştirme konusunu iki başlık altında değerlendirmekte fayda var, bunlardan birincisi elektrik dağıtım hizmetlerinin özelleştirilmesi, diğeri ise elektrik üretim hizmetlerinin özelleştirilmesi. 2004 yılında yayımlanan Elektrik Enerjisi Sektörü Reformu ve Özelleştirme Strateji Belgesinde belirlenen dağıtım ve üretim özelleştirmesi eylem planındaki hedeflerde aksamalar oldu. Bu strateji belgesine göre 2006 yılının sonuna kadar tüm dağıtım özelleştirmelerinin tamamlanması ve 1 Temmuz 2006 itibariyle de portföy üretim gruplarının özelleştirmesinin başlaması gerekiyordu. Bugün itibariyle 21 bölgeye ayrılmış olan elektrik dağıtım özelleştirmelerinin tamamlandığını görüyoruz. Üretim özelleştirmelerine de başlanılmış durumda. Özet olarak, özelleştirmede yaşanan gecikmelerin tam rekabetçi piyasaya geçiş sürecini uzattığını söyleyebiliriz.

Enerji sektöründe kamunun denetleme ve kontrol görevi ile enerji piyasasının şeffaflaşması konusundan oluşturulmaya çalışılan denge mekanizması nasıl işliyor?

Rekabetçi bir piyasa yapısının kurulabilmesi için şeffaflık çok önemli bir kriter. Şeffaflığın sağlanabilmesi için, düzenleyici otoritenin uygulamalarına bakmak gerekir. Bu anlamda çok olumlu gelişmeler olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin EPDK Kurul kararlarının internet üzerinden yayımlanmaya başlanması, çıkartılan mevzuat hakkında ilgili sektör paydaşlarının görüş ve önerilerinin alınması şeffaf bir piyasa yapısını sağlamaya yönelik çalışmalardan bazıları. Bunun yanında kamunun denetleme ve kontrol görevini yerine getirmesi ile piyasa oyuncularının haksız rekabette bulunmasının önüne geçilebilmesi mümkün olacaktır.

Elektrik fiyatlarının piyasa içi dengelerle yürütülmesi gibi unsurların bütünüyle yerleşmesi için oluşturulan özel hukuk hükümlerini hangi düzeyde değerlendiriyorsunuz?

Serbest piyasa sisteminde elektrik fiyatları da rekabetçi bir piyasa yapısının kurulmasına bağlıdır. Bunun için özellikle ikili anlaşmalar piyasasının gelişmesi gerekir. İkili anlaşmalar piyasasında elektrik fiyatları arz ve talebin kesiştiği noktada oluşacaktır. Bu anlamda ikili anlaşmalar piyasasının işleyişini sağlamaya yönelik olarak yasal altyapının yeterli olduğu söyleyebiliriz. Ancak burada tartışılması gereken konu elektrik fiyatlarını etkileyen faktörlerin ikili anlaşmalar piyasasının gelişmesinin önünde engel teşkil etmeyecek bir yapının sağlanmasıdır.

Enerji hukukunun diğer hukuk disiplinlerinden farklılığı ve işleyiş biçimi nasıldır?

Enerji hukuku, diğer hukuk alanlarından farklı olarak multidisipliner bir hukuk alanıdır. Bu yönüyle nerdeyse hukukun tüm alanları ile iç içedir. Bu bağlamda hukuk fakültelerinde yapılan kamu hukuku – özel hukuk ayrımında enerji hukukunu doğrudan bu iki alandan birisine dahil etmek mümkün değildir. Mesela, kontrol ve denetim bağlamında idare hukuku hükümleri uygulanabilirken, bu alanda yapılan sözleşmeler bağlamında borçlar hukuku hükümleri, piyasa faaliyetleri sırasında rekabet hukuku ve ticaret hukuku hükümleri, yargılama hukuku bağlamında ise bazen idari yargı bazen medeni yargı hükümleri uygulanmaktadır. Tahkim şartının olduğu hallerde ise, bu şartın yer aldığı sözleşme veya idari düzenlemenin mahiyetine göre, bazen Milletler arası Tahkim Kanunu hükümleri, bazen Hukuk Muhakemeleri Kanunu tahkim hükümleri, bazen tamamen uluslararası tahkim kuralları uygulanabilmektedir.

Enerji sektöründe faaliyet gösteren kamu ve özel kurum ve kuruluşlarının, enerji hukukunun temel esas ve prensiplerini gözeterek faaliyet gösterdikleri söylenebilir mi?

Bu soruya “evet” ya da “hayır” şeklinde bir cevap vermemiz gerekiyorsa son tahlil de cevabımız “evet”  yönünde olmalıdır. İla nihayetinde özel kurum ve kuruluşlar ile kamu kurum ve kuruluşlarının piyasaya bakış açıları farklıdır. Zira, kamu kurum ve kuruluşları açısından öncelik kamu hizmeti niteliğinde olan sektör faaliyetlerinin sürekli ve kesintisiz bir şekilde gerçekleşmesi,  meccanen olmasa da, fiyat ayarlamalarının kamu düzenini bozmaması yönünde iken; özel sektör için öncelik kârlılık ve hukuki öngörülebilirliktir. Başka bir deyişle burası sosyal devlet ile kapitalist devlet anlayışının kesiştiği bir noktadır. İşte bu noktada dengenin sağlanabilmesi için aktörlerin karşılıklı olarak birbirlerini iyi tanıması ve beklentilerini iyi anlaması şarttır. Bugüne kadar en azından kamu kurum ve kuruluşlarının genel çerçevede sorunların çözümünde, meri mevzuat çerçevesinde iyi niyetli ve pozitif bir yaklaşım sergilediği söylenebilir. Özel sektör bağlamında ise, gerçek ve ciddi yatırımcıların ayıklanarak, bunların ön plana çıkarılması ile birlikte pozitif bir sürece girildiği söylenebilir.

Türkiye enerji piyasasında faaliyet gösteren kuruluşlar tarafından gerçekleştirilen işlemler açısından ne tür sorunlarla karşılaşılıyor?

Enerji piyasasına baktığımızda bir tarafta piyasayı kuran, düzenleyen ve denetleyen kamu otoritesi, diğer tarafta ise serbest piyasa koşullarında enerji sektöründe faaliyet gösteren şirketleri görüyoruz. Burada bir sorundan bahsedeceksek özellikle yatırımların gerçekleşme döneminde karşılaşılan sorunlardan bahsetmek gerekir. Örneğin bir üretim yatırımını gerçekleştirebilmek için sadece EPDK’dan lisans almak yetmiyor. Birçok kamu kurum ve kuruşundan da alınması gereken izinler söz konusu. Ancak bu izinlerin alınabilmesinin önünde bir takım bürokratik engeller bulunmaktadır. Bu nedenle ilgili kamu kurum ve kuruluşları arasında koordinasyonun sağlanması ve mümkün olduğunca bu tür izinlerin tek bir merci tarafından verilebilmesinin yolu aranmalıdır.

Enerji hukuku açısından karşılaşılan sorunların çözümü için ne tür adımların atılması gerekiyor?

Bizim bu konudaki önerimiz enerji yatırımları önündeki bürokratik engellerin kaldırılması için gerekli koordinasyonu sağlayacak yapının kurulabilmesi için lazım gelen yasal düzenlemelerin yapılmasıdır. Bu durumda yatırımcılar her seferinde birçok kamu kurumunun kapısını defalarca aşındırmaktan kurtulacaktır.    

Yabancı enerji kuruluşların Türkiye’de faaliyet göstermelerini kolaylaştırılması yönünde alınması gereken önlemler ve uygulanması gereken düzenlemeler nelerdir?

Yabancı yatırımcılar için temel öncelikleri en temel noktaları ile sıralamak gerekirse, ekonomik ve siyasi istikrar, hukuki öngörülebilirlik ve şeffaflıktır. Bunlardan ekonomik ve siyasi istikrarın sağlanması öncelikli olarak siyasi iradenin işidir ve siyasi bir alandır. Bu noktayı bir tarafa bırakırsak, bizim açımızdan özellikle hukuki öngörülebilirlik ve şeffaflık önemlidir. Bu gün için ne yazık ki her iki noktada ülkemiz açısından sorunludur. Hukuki ön görülebilirlikle kastettiğimiz bir yasa hükmüne olağanın dışında bir anlam verilememesidir. Ne yazık ki yargı uygulamalarımızın bu konudaki sicili pek de iyi değildir. Bu yüzden de yabancı yatırımcılar haklı olarak, tahkim şartını içermeyen sözleşmeleri yapmaktan kaçınmaktadırlar. Elbette yargılamaların çok uzun sürmesi de bu tercihte çok önemli bir etkendir. Tahkim ise, devletler açısından pahalılığı bir yana çoğu kere egemenlik sorununu beraberinde getirmektedir. Şeffaflık ise daha çok yatırım prosedürü ve yatırım sonrası ortaya çıkan hukuki, siyasi ve ekonomik durumla ilgilidir.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımın artması yönünde uygulanan politikalar ve oluşturulan mevzuatlarla ilgili nasıl bir değerlendirmede bulunuyorsunuz?

Yenilebilir enerji kaynaklarının ekonomiye kazandırılması ve 2023 hedeflerine ulaşabilmek için yenilenebilir enerji yatırımlarının teşvik edilmesi gerektiği tartışmasız bir gerçektir. Bu konuda yenilenebilir enerji yatırımları için sağlanan birçok teşvik var. Türkiye’de yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik üretim amaçlı kullanımına ilişkin 5346 sayılı yasa yürürlüktedir ve bu yasa yatırımcıya birçok teşvik sağlamaktadır. Mevcut yasadaki teşvik mekanizmalarından biri olan fiyat garantileri, DUY piyasasındaki sistem marjinal fiyatları ile karşılaştırdığımızda sadece bankaların kredi sağlarken baz aldıkları bir kriter olmaktan öteye gidememekle beraber yatırımların teşvik edilmesi bağlamında önemli bir enstrümandır. Fiyat garantisinin dışında gerek bu yasa ile gerekse diğer başka mevzuatlarla getirilen teşvikler var. Bu teşviklerin en önemlisinin yerli kaynak teşviki olduğunu düşünüyoruz. Çünkü bu teşvik ile birlikte ülkemizde yenilenebilir enerji ekipmanlarının üretilebilmesi ve yerli sanayinin gelişmesi için en azından yasal altyapı sağlanmış oldu.

Doğal kaynaklar ve enerji konularını çevreyle uyumlu ve etkin şekilde yönetme konusunda izlenen politikalar ve stratejilere bakış açınız nedir?

Biz enerji yatırımlarının çevreyi koruyarak da yapılabileceğini, bunun da belirli bir plan ve denetim ile gerçekleşebileceğini düşünüyoruz. Bu konuda sayın Enerji Bakanının her fırsatta dile getirdiği, “enerji yatırımlarının çevreye rağmen değil, çevreyle uyumlu şekilde, çevreyi de koruyarak gerçekleştirileceği” yönündeki ifadeler bu konuda izlenen politikayı da ortaya koyuyor zaten. Biz bu bakış açısını çok önemsiyoruz ve enerji yatırımlarının çevreyi katletmek anlamına gelmediğini, çevreyi koruyarak da enerji yatırımları yapılabileceğini göstermek anlamda dikkate alınması gerektiğini düşünüyoruz.     

 

About author

Senem Gençer
Senem Gençer 761 posts

Alternatifenerji.com’un kurucu ortaklarından biri ve CEO’su olan Gençer, 1971 yılında Diyarbakır’da doğdu. 1993 yılında ODTÜ İşletmeyi bitirdikten sonra, Johnson & Johnson Medical ve Yeni Zelanda Büyükelçiliği gibi farklı kurumlarda çalıştı. 2007 yılında güneş enerjisi ve LED aydınlatma konularında halen çalışmakta olan Ekogüneş’i ve Türkiye’nin ilk online solar ürün satış sitesi olan www.ekogunes.com’u kurdu. Gençer, aynı zamanda Güneş Enerjisi ve Sanayicileri Derneği GENSED’in kurucu üyelerindendir.

You might also like

RÖPORTAJLAR

“Rüzgar Enerjisinde 20 Bin Megawatt’lık Hedef, İyi Niyet Beyanı Olmalı”

ELTEM-TEK Genel Müdürü Sinan Coşkun: “Türkiye rüzgar endüstrisi için Hükümet tarafından ortaya konulan 20 bin megawatt’lık kurulu güç hedefi aslında bir iyi niyet beyanı olarak algılanmalı. Aksi halde, sektörle ilgili

RÖPORTAJLAR

“Özel Sektörün Karbon Piyasasına Bakışı Tamamen Olumlu”

Yenilenebilir enerji alanında dikkat çekici konulardan biri olan karbon piyasasıyla ilgili olarak, Türkiye’de ilk faaliyet gösteren kuruluş FutureCamp Türkiye. Biz de karbon piyasası, Türkiye’de karbon salımı ve karbon piyasasının gelişimi,

Sektörel Röportajlar

“Yenilenebilir Kaynaklarla Geleceğimize Büyük Bir Yatırım Yapacağız”

TÜREB Başkanı Mustafa Serdar Ataseven: “Enerjide bir kaynak çeşitliliği olması gerektiğini düşünüyoruz. Rüzgar, güneş, su hepsini değerlendirmeliyiz. Daha temiz ve çevreci olan yenilenebilir kaynaklara yöneldiğimizde, geleceğimize büyük bir yatırım yapmış