Murat Doğru:”Enerji Verimliliği ve Yeşil Binalar Ayrılmaz İkili”

İSTANBUL – Dünya arzındaki artışın enerji kaynakları üzerinde yarattığı baskı ve artan çevre kirliliği sonucunda “yeşil renovasyon” kavramının önemini günbegün artırıyor.

Ecobuild Green Consultancy Genel Koordinatörlüğünü yürüten, LEED AP ve Sehir Planlamacısı Murat Doğru ile; yeşil renovasyonun önemli bir boyutu olan yeşil binalar hakkında,  teorisinden ziyade günümüzdeki durumuna ilişkin keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Yeşil akımının önemli bir boyutu da yeşil binalar. Oysa  çevre dostu bir akım olmaktan öte yeşil binaların, birey ve kurumların hayatına ciddi kazanımları olmalı. Dolayısıyla doğru bakış açısını nasıl özetlersiniz? 

Sürdürülebilir, ekolojik, yeşil, çevre dostu gibi pek çok isim altında karşımıza çıkan doğayla uyumlu yapılar, yapının arazi seçiminden başlayarak yaşam döngüsü çerçevesinde değerlendirildiği, bütüncül ve sosyal-çevresel sorumluluk anlayışıyla tasarlandığı, iklim ve yerel özgül koşullara uygun, ihtiyacı kadar tüketen, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmiş, doğal, atık üretmeyen malzemelerin kullanıldığı ve ekosistemlere duyarlı yapılar olarak tarif edilebilir.

Yeşil Binaların enerji yaklaşımı farklılıklar taşımaktadır. Sadece binanın kendi içinde enerji tutarlılığı değil, bina ulaşımı, alternatif ulaşım araçları, alternatif yakıtlı araçlarla bina ulaşımı, binanın ulaşılabilirliği yüksek yerlere imal edilmesi, imalat, malzeme seçimi gibi birçok başlık bütünsel olarak ele alınmaktadır. Böyle olunca bina yaşam döngüsü boyunca sadece yakıt tüketimi bakımından değil bütün destek sistemleriyle enerji verimli olmaktadır. Dolayısıyla katkılar sağlıkta, ekonomide ve çevre etkisinde ölçülebilirdir.

Peki, yeşil binaların temel kazanımları nelerdir? 

Yeşil binaların birey ve kurumlara genel olarak 3 ana katkısı vardır. Öncelikle, yeşil bina iç hacimlerinde  sağlıklı malzemeler kullanılır. Kanser, alleri, astım ve hasta bina sendromu sonucu olan 120 farklı hastalığa bina nedeniyle yakalanmazsınız. Bunun yanında; yeşil binalar “Denetlenebilir Bina Sistemleri”ni teşvik ederler ve bu sistemlerin sayesinde su tüketiminde, aydınlatmalarda ve termal konforda önemli tasarruflar sağlarlar.

Aydınlatma konusunda, yeşil binalarda yenilikçi fikirler mevcut.  Işık Rafları, ışık Tüpleri, anidolik tavanlar, heliostatlar, doğal aydınlatma sistemlerinde Kullanılan Özel Camlar gibi. Yeşil binalardaki aydınlatma yaklaşımına değinecek olursak, bina türüne göre değişen gerekli aydınlık düzeyi, aydınlığın düzgün dağılımı, kamaşma kontrolü gibi gereksinimlerin karşılanması oldukça önemli. Çevresel etkiler açısından ışık kirliliğinin azaltılmasına yönelik önlemlerin alınmakta ve aydınlatma sistemlerinin tasarımında CO2 emisyonlarının düşürülmesi hedefleniyor ve bu doğrultuda enerji tüketimi de azalmış oluyor.  Yeşil binalarda verimli aydınlatma ve bileşenlerinin kullanımı çok önemli. Benzer şekilde enerji tüketiminin minimize edilmesi amacıyla binalarda gün ışığının etkin kullanılması sağlanıyor.

Ayrıca, enerji konusundan bağımsız olarak, kullanıcı konforu ve psikolojik fayda için uygun dış görünüş sağlanmaktadır.

Termal konfor şartlarını oluştururken kullanıcı anketlerine göre esnek ve güncel davranırlar. Dolayısıyla binada fazla soğutma veya fazla ısıtmanın önüne geçilir bu da önemli bir tasarruftur. Yeşil binalarda gün ışığından maksimum fayda sağlamak için bilgisayar modellemeleri yapılır. Bunların sayesinde yüksek oranda enerji tasarrufu sağlanır.

İkinci olarak; bina işletmesinde diğer binalara göre %20-%40 daha ucuz işletme maliyetlerine sahip olunabildiğini söyleyebiliriz.

Ve son olarak; bina çevreye daha az karbon salınımı yapar ve daha az katı atık üretir. Yani bu bina çevreye en az olumsuz etkiyi yapar.

Enerji Verimliliği uzun soluklu bir süreçtir. 

Bu konuda bireylerin farkındalık seviyesini nasıl buluyorsunuz? Yeşil binaların çok maliyetli bir iş olduğunu düşünüyoruz örneğin. Nedir hatalı kanılarımız veya sıkça sorduklarımız?

Farkındalık henüz oluşmamıştır. Yeşil Bina farkındalığını enerji verimliliği oluşturmaktadır. Ülkemizde bu ilgi çekmektedir. Enerji verimliliği günümüzde tüm dünyanın en önem verdiği konulardan birisidir ve gelecekte önemi daha da artacaktır. Enerji tüketimi ve doğanın korunması birbirleriyle birebir ilişkili konulardır. Enerjiyi az tüketen bir toplum doğayı en fazla koruyan toplumdur demek yanlış olmaz. Çünkü enerjiyi üretmek ve için gerekli olan işlemler doğaya olumsuz etki eden işlemlerdir. Enerji tüketiminde sanıldığının aksine enerji tüketimini sanayi değil binalar ve içinde yaşayan insanlar yapmaktadır. Binaların enerji tüketimi inşaatlarındaki enerji tüketiminden başlamakta yaşam döngüsünce sürmektedir. Enerji verimliliği politikaları; sürdürülebilir büyüme, arz güvenliği ve yaşanabilir bir çevre amaçlamaktadır. Enerji verimliliği; ulaşım, aydınlatma, yapılar, aletler, eşyalar, sanayi, enerji ekipmanları ve tüm sektörlerde büyük bir dönüşüm gerektirmektedir. Enerji verimliliği sadece tasarruf değildir. Aynı zamanda yeni işler, istihdam, fırsat ve kazanç demektir. Enerji verimliliği; doğru teknolojiler, toplumsal bilinç ve kamusal düzenlemeler içeren uzun soluklu bir süreçtir. Bu sürecin içinde mutlaka yeşil binalar en ön sırada olmalıdır. Türkiye OECD ülkeleri içinde 1.000 USD GSMH başına 0,38 TEP ile en fazla enerji harcayan ülkedir. Türkiye’nin cari açık probleminin birinci kaynağı enerji ithalatıdır. Enerji tüketiminde sağlanacak olan verimlilik Türkiye’nin makro ekononomik göstergelerine pozitif yönde katkı sağlayacaktır. AB’ye üye ülkeler enerji tasarruf potansiyellerini ortaya çıkarmışlar ve 2008-2016 dönemi ortalama %9 tasarruf edeceklerini deklare etmişlerdir. Enerji verimliliği açısından ileri noktada olan bu ülkelerin enerji verimliliği çalışmaları yol göstericidir. Avrupa bu tasarrufu büyük oranda yeşil binalarla gerçekleştirecektir.

Binaların ve onların oluşturduğu yerleşimlerin küresel ısınmaya sebep olan başlıca seragazı olan CO2 salınımının %40’ından sorumlu olduğunu düşünürsek, mimarlar, mühendisler, şehir plancıları ve en önemlisi yönetmelikleri belirleyen devlet yetkililerine büyük sorumluluklar düştüğünü görürüz. Bina ve yerleşimlerin çevreye olan etkileri ürettikleri CO2 gazıyla da sınırlı değildir.  Aynı zamanda binalar; ulusal su kullanımının yaklaşık %12’si, ülkedeki atıkların %65’i ve en önemlisi ülkesel elektrik tüketiminin de yaklaşık %71’inden sorumludurlar.

Enerji verimliliği düşünüldüğünde yeşil bina inşaatı sırasında ortaya çıkabilen bazı projelerde oluşmayan fazladan %2 maliyet işletme sırasında ortaya çıkan ekonomik kazanımlar ile 4-5 yılda geri ödenmektedir. Dolayısıyla binanın geri ömrü olan 20 yılda bina kendi maliyetlerini geri ödemektedir.

Farkındalık konusunda kurumlar için ne düşünmektesiniz? Kurumsal imajı destekleyen çevreye duyarlıymış gibi bir duruş mu var yoksa  kurumların bu konuda yaklaşımı gerçekten bilinçli mi?

Ülkenin ilk 15’i diyebileceğimiz inşaat firmalarında ve bakanlıklarda farkındalık oluşmuş durumda. Sağlık, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bu konuda duyarlı. Ancak alınacak yolun sadece %10’unu kat etmiş durumdayız.

Yeşil Bina ile sağlanan karbon ayak izi azaltımı akredite edebiliyor mu? 

Bu mümkün. Karbon Danışma iklim değişikliği politikalarının ve karbon piyasalarındaki gelişmelerin ülkemizde tanıtılmasını hedeflemiştir. Türkiye Kyoto Protokolüne taraf olsa da henüz zorunlu karbon ticaretiyle ilgili bir düzenlemesi yok. Pazar gönüllülük üzerinden yürüyor. Şu an için Karbon salınımı Dünya ortalamasına yakın olan ülkemizde emisyonun hızla arttığı görülmektedir. Emisyonun düşük olması karbon ticareti yapma imkanı sunuyor. Ayrıca temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yapılacak yatırımlar karbon ticareti açısından büyük kazanç sağlıyor. Projelerde ortaya çıkan VER’-Voluntary Emission Reduction Certificates –Gönüllü Emisyon Azaltımı Sertifikaları özellikle yurtdışındaki firmalara güncel fiyatlar araştırılarak satılmaktadır.

Ülkemizde gerçekleştirilen ve şu ana kadar en beğendiğiniz yeşil bina projesi hangisidir?

En başarılı yapı bizim de desteklediğimiz ESER İnşaat’ın Ankara Merkez Ofisidir. LEED NC Platin seviyesinde sertifikaya sahiptir.

Türkiye LEED ve  BREAM  yerine kendi sertifikasını mı oluşturmalı ?

Mevcut durumda ülkemizde yeşil binalar ABD menşeili LEED ve İngiltere menşeili BREEAM ile sertifikalandırılıyor, peki ülkeler arasındaki farkları göz önüne aldığımızda, Türkiye’nin bu konuda kendi sertifikasyon standartlarını belirlemesi, bu projelerin gelişiminde daha etkinlik sağlar mı? 

Bunun gerekli olduğunu düşünmüyorum. Bizce bu konuda oluşmuş en önemli dünya standardı LEED sistemi ülkemizde de kabul görmeli. BREEAM da marjinal bir sistem uluslar arası geçerliliği düşük. Kendi sistemimizin yerine ülkemizin LEED kriterlerini esas alması gerekecek. Tüm dünyadaki büyük şirketler ve devletler ve Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler ve NATO gibi dünya çapındaki tüm örgütler LEED standartlarını uyguluyor ve binalarında istiyor. Bizim üreteceğimiz bir standart uluslar arası geçerliliğe sahip olmayacaktır. Bu nedenle bir şeyleri yeniden keşfedelim derken dünyadan kopmamalıyız. Ayrıca bu sistemlerin sürekli yenilenmesi teknolojik ar-ge yapılması gerekiyor. Ülkemiz bu arge kısmında ne yazık ki yok. Bu nedenle sürekli yurt dışındaki yeni gelişen yeşil bina teknolojilerini kopyalayacak bir sitem ne anlam taşır? Bunu bilemiyoruz. Ülkemizde yeşil bina sertifikası denemeleri ile ilgili en yetkin ve bilgili birim olmamıza rağmen bizler de sürece dahil edilmiyoruz.

2013 yılında kamu tarafında talep artacak 

Kamunun bu konuya yaklaşımı ve bakış açısı nasıl? Öncülük etmek adına yapılan mevzuat çalışmaları veya teşvik uygulaması var mı?

Kamuda bu konuda Çevre ve Şehircilik bakanlığı KDV indirimi ve teşvik sözü verdi. 2012 yıl sonuna kadar bu konuda bir gelişme bekliyoruz.

Gündemde herhangi bir kamu binasının yeşil bina olarak projelendirilmesi var mı? 

Evet bu konuda birden fazla kamu binasının yeşil bina yapılması ile ilgili süreç danışmanlığımız sürüyor. Belediye, hastane ve bakanlık binaları buna örnek verilebilir. Bu konuda süratli bir gelişme oluyor. 2013 yılının daha da talebin arttığı bir yıl olacağını söyleyebiliriz.

Yeşil Bina sertifikasyonunda önümüzdeki 5 yıl içinde yaşanacak gelişmeler için öngörüleriniz nelerdir?

Önümüzdeki 5 yıl içinde yeşil bina sertifikasyonu tamamen LEED sistemine dönecektir. Ülkemizde önümüzdeki 10 yıl zarfında  19 milyon yeni konut yapılacak. Şöyle ki: Türkiye açısından konuya bakıldığında 19 milyona yaklaşan konut stoğunun, %48’i 35 yaşın üzerindedir. Ülkemiz Yıpranmış konut stoğu ve deprem gerçeği sebebiyle büyük çaplı kentsel bir dönüşüm programı ile karşı karşıyadır.  Önümüzdeki 10-12 yıllık sürede, ülkemizde kentsel dönüşüm kapsamında 8 milyon konutun yenilenmesi ve nüfus artışı nedeniyle 5-6 milyon yeni konutun ayrıca yapılması söz konusudur. Kentleşme oranımızın %72den %85’e yükselmesi mevzu bahistir. Bu da iç göç odaklı 2-3 milyon yeni konut ihtiyacı oluşturacaktır.

Resmin geneline bakıldığında önümüzdeki 10 yıl içinde 15-16 milyon konutun inşaası gerekmektedir. Bu değerler, yıllık bazda 1,2-1,3 milyon konut üretimini işaret etmektedir. Bunlara hizmet edecek binlerce servis binası yapılacak. Bunların yeşil bina olacağını düşünüyorum.

Peki, “kağıt üzerinde yeşil bina” projelerinin artacağından endişeleriniz var mı?

Doğrusu bu LEED sisteminde mümkün değil. Dolayısıyla böylesi bir gelişimin söz konusu olacağını düşünmüyorum. Ayrıca yeşil bina yapmak kişi ve kurumların kendi tercihleri ve zorunlu değil. Yeşil bina yapmayı kendi tercih eden bir kurum neden kendi kendisini kandırsın? Üstelik en küçük bir şüphede bile bu sertifikalar iptal edilebiliyor. Ben gelişimin o yönde olacağını düşünmüyorum. Büyük sermaye gruplarına gelince onlar borsaya da açık olduklarından hiç bir şekilde isimlerini lekelemek istemezler. Dolayısıyla şu an sektördeki en ilkeli gidişat LEED sitemidir.

Yeşil Renovasyon için yeşil altyapı

Yeşil renovasyon sadece binalar ile olmuyor elbette. Peki yeşil altyapı konusunun neresindeyiz?

Açıkcası her yıl 20 roportaj yapıyorum, bu zamana dek ilk defa yeşil altyapı sertifikası konusunda soru aldım. Bu konudaki ülkemizdeki tek akredite uzman benim. Bu konuda dünyada tek altyapı sertifika sistemi Envision™ Yeşil Altyapı Sertifikasyon Sistemidir. İş merkezi, konut ve benzeri bina inşaatları dışında toplumun ihtiyaçları için birçok altyapı projesi inşaa edilmek zorundadır. Bu altyapıların başlıcaları, yol, köprü, demiryolu, baraj, boru hattı, tünel, kentsel ulaşım  ve metro gibi altyapılardır.

Altyapı projelerinin, çevreye duyarlı, ekonomik, sağlıklı, katılımcı olmasını hedefleyen Envision™ derecelendirme sistemi gönüllü bir sertifikasyon sistemidir. Binalara verilen LEED® Yeşil Bina Sertifikasyonu gibi Envision™ yol, köprü, demiryolu, metro, boru hattı, tünel ve enerji üretim tesisleri gibi altyapı projelerini yeşil performansına göre sertifikalayan bir sistemdir.

Envision™ Yeşil Altyapı Sertifikası, ISI-Institute for Sustainable Infrastructure ve Harvard University Zofnass Program tarafından geliştirilmiştir ve ISI tarafından verilmektedir. Amerika Birleşik Devletleri İnşaat Mühendisleri Odası, Amerika Mühendislik Firmaları Konseyi ve APWA tarafından kurulmuş olan ISI-Institute for Sustainable Infrastructure, Washington merkezli bir kuruluşdur. 2012 Nisan itibariyle Envision™ 2.0 sertifikasyon süreci başlamıştır.

ECOBuild Yeşil Binalar, ülkemizde Envision™ Yeşil Altyapı Sertifikasyonu Sisteminin İlk ve Tek Yetkili Sağlayıcısıdır. ECOBuild Yeşil Binalar, Envision™ Yeşil Altyapı Sertifikasyonu Yetkili Sağlayıcısı olarak her türlü altyapı projesinin sertifikalanması konusunda danışmanlık hizmeti sunmaktadır.

Röportaj: Figen Özer, alternatifenerji.com 

About author

Senem Gençer
Senem Gençer 761 posts

Alternatifenerji.com’un kurucu ortaklarından biri ve CEO’su olan Gençer, 1971 yılında Diyarbakır’da doğdu. 1993 yılında ODTÜ İşletmeyi bitirdikten sonra, Johnson & Johnson Medical ve Yeni Zelanda Büyükelçiliği gibi farklı kurumlarda çalıştı. 2007 yılında güneş enerjisi ve LED aydınlatma konularında halen çalışmakta olan Ekogüneş’i ve Türkiye’nin ilk online solar ürün satış sitesi olan www.ekogunes.com’u kurdu. Gençer, aynı zamanda Güneş Enerjisi ve Sanayicileri Derneği GENSED’in kurucu üyelerindendir.

You might also like

Sektörel Röportajlar

“Şirketler İş Modellerinde Çevreyi ve Toplumu Düşünmek Zorundalar”

Sürdürülebilirlik Akademisi Yönetim Kurulu Üyesi Semra Sevinç: “Şirketler iş modellerini yalnızca kar elde etme hedefi ile oluşturamazlar. İş modellerinde çevreyi ve toplumu da düşünmek zorundalar. Tüm paydaşları ile ortak değer

Sektörel Röportajlar

“20-30 Yıl İçinde Hidrojen, Fosil Yakıtların Yerine Geçecek”

Koç Üniversitesi Tüpraş Enerji Merkezi (KÜTEM) Başkanı Prof Dr. Can Erkey’le konuştuk, enerji sektörünün geleceği, enerji politikaları, yeni enerji kaynakları, Türkiye’nin kendi bilgi birikimini ve teknolojisini geliştirme zorunluluğu konularıyla ilgili

Sektörel Röportajlar

“Rüzgar Enerjisinde 20 Bin Megawatt’lık Hedef, İyi Niyet Beyanı Olmalı”

ELTEM-TEK Genel Müdürü Sinan Coşkun: “Türkiye rüzgar endüstrisi için Hükümet tarafından ortaya konulan 20 bin megawatt’lık kurulu güç hedefi aslında bir iyi niyet beyanı olarak algılanmalı. Aksi halde, sektörle ilgili

0 Comments

No Comments Yet!

You can be first to comment this post!

Leave a Reply