“Lisanssız Kapsamdaki Öz Tüketim Şekli, Aslında Bir Finans Modelidir”

“Lisanssız Kapsamdaki Öz Tüketim Şekli, Aslında Bir Finans Modelidir”

Upsolar Türkiye Satış Müdürü Esra Canpolat:  “Lisanssız güneş elektriği üretimi kapsamında öztüketim uygulamasına çok inanıyoruz. Lisanssız kapsamdaki öz tüketim şekli, aslında mevcut bir bütçeyi yönetmeye dair bir finans modelidir. Upsolar olarak biz de hazırladığımız broşürler ve düzenlediğimiz eğitim organizasyonlarında, son kullanıcılar ve yatırımcılarla gerçekleştirdiğimiz birebir görüşmelerle güneş enerjisinden lisansız elektrik yatırımını anlatıyoruz. Lisanssız güneş enerjisi yatırımının teknik bir içerikten daha çok bir finans modeli olduğunu anlatmaya çalışıyoruz.”

IMG_0675

Lisanssız elektrik üretimi pazarı çok önemli bir ivme yakaladı. Güneş enerji sistemlerinin amorti sürelerinin kısalması da bu gelişmede etkin bir rol oynuyor. Güneş panelleri üretimine yansıyan bu süreç, en iyi fiyat ve kalite oranına ulaşılmasına da yol açtı. Güneş enerjisi yatırımcılarının ve uzmanların ortak görüşü, güneş enerjisi alanında lisanssız elektrik üretiminin lisanslı elektrik üretiminden daha hızlı büyüyeceği yönünde. Güneş enerjisindeki gelişmeleri, sektörün deneyimli isimlerinden Upsolar Türkiye Satış Müdürü Esra Canpolat’la görüştük.

9 yıldır güneş enerji sektöründe görev yapan birisi olarak sektörün o günkü durumuyla, bugünkü tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

9 yıldır güneş enerjisi sektöründe görev alan birisi olarak, sektörün emekleme dönemine şahit olduğumu düşünüyorum. 9 yıl önce, sektörde göreve başladığımda, yalnızca Yenilenebilir Enerji Kanunumuz vardı. Ancak, bu yasa ilgili yönetmelik ve tebliğ yayınlanmadığı için aktif olarak kullanılamıyordu. Dolayısıyla, ilgili yönetmelik ve tebliğin çıkarılması ve yürürlüğe girmesine kadar 8 yıllık bir süreç geride kaldı.  Geçen yıldan itibaren de sektörün emekleme dönemini geride bıraktığını,  çok önemli somut projelerin hayata geçirilmeye başlandığını görüyoruz.  Lisanslı ve lisanssız elektrik üretimi için gerçekleştirilen başvurular, bu tabloyu ortaya çıkartıyor. Özellikle, lisanssız elektrik üretimi başlı başına bir pazar oluşturmaya yöneliyor. Gerek Avrupa’da gerekse gelişmiş ülkelerde kullanılan feed-in tarif modelinin Türkiye’deki karşılığı olan lisanssız elektrik üretiminde; sınırın 1 megawatt’a çıkarılmasıyla, bu sistemden son kullanıcıların yararlanması ve Türkiye’de çatı üstü uygulamaların gelişmesi için ateşleyici bir teşvik mekanizması gerçekleştirilmiş oldu.

Lisanssız elektrik üretiminde sınırının 1 megawatt olarak belirlenmesi sektörün gelişimi için yeterli mi?

Sektörde şöyle bir yanılgı olduğu söylenebilir: Teşvik deyince, genellikle Türkiye’deki yatırımcılar ve elektrik tüketicileri, banka kredileri veya kalkınma ajansları gibi kurumların verdiği hibe destekleri gibi farklı teşvikler beklentisi içinde oluyor.  Ama benim gözümde, bu Lisanssız Elektrik Üretimi Yönetmeliği başlı başına bir teşvik mekanizması.  Aslında, sektörümüzdeki profesyonellerin de böyle düşündüğünü sanıyorum. Bu konuda, TEDAŞ’ın öztüketim fazlası elektriğe satın alma garantisi vermesi de lisanssız elektrik yatırımlarının artmasına zemin oluşturuyor.

Türkiye güneş enerjisi pazarında, özellikle yabancı yatırımlar açısından bir üretici olarak karşılaşılan engeller neler? 

Engel deyince, hemen aklımıza mevzuat ve prosedürler geliyor. Aslına bakarsanız, yabancı yatırımcıların Türkiye’deki mevzuat ve prosedürlerin yoğunluğundan yakınmaları söz konusu olsa da yurt dışında da sektörle ilgili mevzuat ve prosedürler açısından güllük gülistanlık bir ortam olmadığını söyleyebiliriz. Her ülkenin kendi içinde bir mevzuat ve prosedür sıkıntısı yaşadığı gerçeğini görmemiz gerekir. Buna karşın, ülkenin gelişmişlik düzeyi, altyapı sorunlarını çözüme ulaştırma kapasiteleri ne kadar yüksekse, sektörün ihtiyaç duyduğu sistemlere geçiş de o ölçüde kolay oluyor. Bu açıdan ben, Türkiye’de güneş enerjisi sektörü açısından en önemli engelin, bilinçsizlik ve eğitimsizlik olduğunu düşünüyorum. Lisanssız elektrik üretimiyle ilgili bilinç düzeyinin son kullanıcılar ve yatırımcılar bakımından artırılması gerektiği kanısındayım.

Lisanssız güneş elektriği üretimi konusunda “bilinç düzeyinin yetersizliği” derken, neyi kastediyorsunuz?

Bir alana yatırım yapılabilmesi için, öncelikle, altyapıya hakim olmak gerekiyor. Yatırımcılar ve son kullanıcılar hakim olmadıkları konuya yaklaşmaktan çekiniyorlar. Bugüne kadar yatırımcılar ve son kullanıcılarla yaptığımız görüşmelerimizden yola çıkarak söylüyorum ki, lisanssız elektrik üretimi konusunda ciddi bir bilgi eksiği var. Lisanssız elektrik üretimiyle ilgili başvuru sıraları, trafo kapasiteleri gibi teknik konularda altyapı konusunda, yatırımcılar, son kullanıcılar ve sektördeki profesyonel adayların yanı sıra, bölgesel TEDAŞ yetkililerine de eğitim verilmesi ve olanak sağlanması gerektiğini düşünüyorum. Bölgesel TEDAŞ’larda yenilenebilir enerji kabulünde görev yapan kişilerin konuya yönelik yeterince eğitim alamadıklarını, başvuruları doğru değerlendirmek adına yeterince araca sahip olamadıklarını, personel yetersizliğini ve sistem mantığını kendi çabalarıyla öğrenmeye çalıştıklarına tanık olduk hep birlikte. Bunları söylerken elbette kurum ve kişileri eleştirmek değil amacım, her zaman birçok faktör vardır. Sadece genelde bunlar, yatırımların daha hızlı ilerlemesini engelleyen faktörler olarak düşünülüyor sektörde.

Yatırımcılar ve son kullanıcılar açısından bilinç düzeyinin yükseltilmesiyle ilgili neler yapılabilir?

‘Bilinçli’ sosyal medyanın lisanssız elektrik üretimiyle ilgili bilgilendirici işlevini, özellikle sektörle yeni tanışan için oldukça yararlı buluyorum. Sosyal medya, son kullanıcıların ve yatırımcıların bu konuyla ilgili bilinçlenmesine oldukça önemli katkıda bulunuyor. Buna ek olarak, sektörde profesyonel eğitimler düzenleniyor. Bu eğitimlerin, büyük kentlerden daha çok, güneş enerjisi kullanımının daha yaygın olduğu iç Anadolu, Akdeniz ve Güney Doğu Anadolu bölgelerinde yapılması çok önemli. Gerçekleştirilen eğitimler sonucunda, sektörde son 1 yılda önemli iyileşmeler yaşandığını, başvuru değerlendirme sürelerinin 7 aydan 4 aya kadar indiğini, Ana TEDAŞ’ta lisanssız elektrik üretimi başvurusunu değerlendirecek personel sayısının artırıldığını duyuyoruz. Ayrıca, lisanssız elektrik başvurusuyla ilgili prosedürleri yerine getirmek için danışmanlık firmalarının da kurulduğu gözleniyor.

Eğitimlerin düzenlenmesinde nasıl bir yöntem izlenmeli?

Söz konusu eğitimlerin hangi kurum tarafından düzenlenmesinden çok, sektördeki bilgi akışının artırılmasına ağırlık vermenin daha geçerli bir yaklaşım olduğu görüşündeyim. Bu nedenle, en ufak bir çaba sektörün gelişmesine katkıda bulunacaktır. Eğitimlerin, yalnızca ticari yönden değil, sosyal açıdan da sağlayacağı kazanımlar göz önüne alınmalı. Günümüzde, güneş ve rüzgar enerjisi başta olmak üzere, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının yaygınlaştırılması, Türkiye’nin gelişme ve kalkınma çizgisini ilerletmesine ve toplumsal kimliğin daha üst çıtaya yükseltilmesinde önde gelen araçlardan biri konumunda. Bu konuyla ilgili olarak, toplumsal ve bireysel bilinç düzeyi arttıkça, lisanssız elektrik üretimi artacak ve Türkiye’nin ekonomik ve sosyal kalkınması hızlanacak.

Lisanssız güneş elektriği üretiminin yaygınlaşmasında güneş enerji sistemlerinin amorti süresinin kısalmasının payı ne ölçüde etkin oldu? 

9 yıl önce, güneş enerji sistemleri kendisini 25 yılda amorti edebilirken, bugün bu süre 7 yıla kadar indi. Sistemin amorti süresindeki bu iyileşmede; güneş panelleri üretiminde teknolojinin ilerlemesi, üretici firmaların çoğalması ve pazarda oluşan rekabet rol oynadı. Böylece, güneş paneli üretiminde en iyi kalite ve fiyat oranı yakalanmış oldu. Güneş panellerinin, güneş enerjisi sistemleri içerisinde yüzde 70’lik bir değer oluşturduğunu göz önüne alırsak, bu gelişmenin bile başlı başına bir teşvik olarak değerlendirilebileceğini ve güneş enerji sistemlerinin daha da yaygınlaşacağını söyleyebiliriz.

Dünyada güneş paneli üretiminin Uzak Doğu’ya doğru kaydığı görülüyor. Bu durum güneş paneli pazarını nasıl etkiliyor?

Güneş paneli üretiminin yer değiştirdiğini belirtebilirim. Bugün Avrupa menşeli diye tabir edilen birçok güneş paneli markası Uzak Doğu’da üretiliyor. Uzak Doğu’da üretilen her panelin kalitesiz olduğu söylenemez. Güneş paneli üretiminde 5-6 çeşit hammadde kullanılıyor. Dünyada güneş modülü laminasyonu yapan üreticiler, hammaddeleri ne kadar kaliteli seçerlerse, o kadar kaliteli güneş paneli ortaya çıkıyor. Önemli olan, en iyi kaliteyi en uygun piyasa koşullarında pazara sunabilmek. Bu denge kurulabildiği oranda başarı sağlanıyor. Hammadde zenginliğine sahip olan büyük çaplı Uzak Doğu panel üreticileri, Avrupa’da çok fazla üretimin kalmadığı göz önüne alınırsa, ön plana çıkıyor.  Türkiye’deki panel üreticilerine de burada çeşitli olanaklar doğuyor. Şu an için, yerli panel üretimi  Çin menşeli panellerle kalite ve fiyat anlamında yarışamayacak düzeyde. Türkiye’deki panel üretiminin Çin firmalarıyla aynı kalite ve fiyat oranını yakalayabilmesi için dört, beş yıla gereksinim olduğunu düşünüyorum. Bunda dünyada güneş paneli üreticisi sayısının çokluğuna karşın, güneş hücresi üreticisi firmanın çok az olması da bir etken.  Hücre üretimi uzay üssü bir teknolojiyle, 20-30 gigawatt’lık üretim kapasitesini gerçekleştirecek çok büyük bütçeli  yatırımlar gerektiriyor. Dolayısıyla, bu konuda uzmanlaşmış dünya devi firmaların pazarda ön planda olduğunu görüyoruz.

Upsolar’ın iş modelinin temelinde hangi unsurlar yer alıyor?

Upsolar bir grup firması olarak, üç kategoride faaliyet gösteriyor: Hammadde ticareti, panel üretimi ve yatırım. “Her aşamada Mükemmellik” adıyla tanımlanan ve üç yıldır ödül alan iş modeli çerçevesinde, Upsolar güneş enerjisi sektörü için ayırdığı bütçeyi işletmeye bağlamak yerine, yıllık hammadde alımına aktarıyor. En iyi kalitede hammadde üreticileriyle anlaşmalar yaparak, önde gelen güneş paneli üreticilerine satış gerçekleştiriyor. Böylece, yıllık 1 gigawatt’lık hammadde stok kapasitesiyle,  üretimi gerçekleştirdiği panellerde de en uygun fiyatla en kaliteli hammaddeyi sağlamış oluyor.  Upsolar güneş paneli üretimini, hammadde satışı yaptığı panel üreticilerinin platformunu kullanarak gerçekleştiriyor. Şanghay’da 200’ü aşkın mühendis ve teknik personel kadrosuyla,  kalite yönetimi anlayışı doğrultusunda, yıllık 400 megawatt’lık üretim kapasitesine sahip bulunuyor.

Yatırım kapsamında da lisanssız elektrik üretimi alanında dünya çapında toplam 70 megawatt’lık yatırımı var. Ülkemizde de bu kapsamda yatırımlarımız olacak.

Güneş paneli üretiminde uyguladığınız kalite yönetiminden söz eder misiniz?  

Upsolar, güneş paneli üretiminde kalite yönetimi olgusunu ön plana alıyor. Kalite yönetimi olgusu; üretimin her zaman aynı marka hammaddelerin aynı işçilik kalitesinde, aynı makine parkurunda ve aynı yöntemle üretilmesi üzerine kuruludur. Fransız sertifika kuruluşu Bureau Veritas tarafından üretim platformumuz sürekli online bir şekilde denetlenir, ürünlerden belli aralıklarla numuneler alınır ürünlerden ve test edilir. Her konteyner ürün bazında bir sertifikalandırma yaklaşımı çerçevesinde, onaylanır. Tek bir panel için bile kaliteden ödün verilemez.  Böylece,  en etkin bir şekilde kalite ve fiyat oranına ulaşabiliyor. Upsolar, kalite yönetimi konusunda da çeşitli ödülleri bulunuyor.

Lisanssız güneş elektriği pazarının gelişiminde Upsolar’ın rolü nedir?

Lisanssız güneş elektriği üretimi kapsamında öztüketim uygulamasına çok inanıyoruz. İnancımız somut verilere dayanıyor. Lisanssız elektrik üretimi için başvuru sayısı 2500’e yaklaştı. Bu başvuruların yaklaşık 830 adedini güneş enerjisi oluşturuyor. Lisanssız kapsamdaki öz tüketim şekli, aslında mevcut bir bütçeyi yönetmeye dair bir finans modelidir. Upsolar olarak biz de hazırladığımız broşürler ve düzenlediğimiz eğitim organizasyonlarında, son kullanıcılar ve yatırımcılarla gerçekleştirdiğimiz birebir görüşmelerle güneş enerjisinden lisansız elektrik yatırımını anlatıyoruz. Lisanssız güneş enerjisi yatırımının teknik bir içerikten daha çok bir finans modeli olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Bu kapsamda ağırlıklı olarak, finans müdürleri, patronlar ve CEO’lar gibi karar verici kişilerle bir araya geliyoruz. Güneş elektriğinin teknik bir konu olarak algılanması dolayısıyla, böyle bir bilgi birikimi gerektirdiği düşüncesi hakim. Biz bu anlayışı değiştirmeye çalışıyoruz. Yabancı yatırımcılar Avrupa ve Amerika’da lisanssız elektrik üretimini  bir finans modeli olarak algılıyorlar. Türkiye’de bu yaklaşımı yerleştirmeye çalışıyoruz.  Elektrik faturalarına harcadıkları yıllık tüketim miktarını, tesislerine kuracakları güneş enerji sistemleriyle 7 yıl içerisinde amorti edebileceklerini ve uzun vadede önemli bir kazanca sahip olacaklarını aktarıyoruz. Bu çerçevede finans kurumları ile yaptığımız görüşmeler sonucunda, lisanssız güneş enerjisiyle ilgili leasing veya özel krediler de sunulmaya başlandı.

Hüseyin B. Ekmekçi

huseyin.ekmekci@alternatifenerji.com

About author

Huseyin Bumin Ekmekci
Huseyin Bumin Ekmekci 2122 posts

İ.Ü. İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünden mezun H. Bumin Ekmekçi. 15 yılı aşkın süredir ağırlıklı olarak, sektörel ve kurumsal yayıncılık alanında yazı işleri, editör, yayın direktörlüğü ve sorumlu yazı işleri müdürlüğü pozisyonlarında görev yapmaktadır. Kendisi platformumuzda muhabir olarak görev yapmaktadır.

You might also like

HABERLER 0 Comments

“Jeotermal “3 Düşünüp 1 Yapılması” Gereken Bir Sektör”

Barok Yatırım Enerji Ltd. Yönetim Kurulu Başkanı Kerim Ertan: “Jeotermal projeleri, proje alanının yapısı bazında farklı kaynak riski bulunduran projeler. Bazı sahalarımızda CO2 oranı yüksek, bazılarında kabuklaşma oranı yüksek. Bütün

Sektörel Röportajlar

“Elektronik Atıkları Geri Kazandırmak, Gelecek İçin Önemli Bir Adım”

Exitcom Recycling Ltd. Genel Müdürü Murat Ilgar:“Kıt kaynakların sınırsız ihtiyaca hizmet etmesi gerektirdiğini bildiren iktisadi denklemden yola çıkarak, elektronik malzemelerin içerisinde bulunan değerli hammaddeleri geri kazandırmak, ikinci bir endüstri de

RÖPORTAJLAR 0 Comments

Atilla Gurbuz: “Güneşte Başvurular 600MW’ı Aşacak”

İSTANBUL – ICCI 2012’ye katılım gerçekleştiren ETKB Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü Müdür Yardımcısı Gürbüz, elektrikli araçların yaygınlaştırılması için Ar-Ge çalışmalarının sürmesi gerektiğini söyledi. ICCI 2012’nin Türkiye’nin dinamizmini yabancı yatırımcıya sergilemesi açısından