Jeotermal Santraller Tarım İçin Tehdit Mi?

Jeotermal Santraller Tarım İçin Tehdit Mi?

Ülkemizin önemli tarım şehirlerinden Aydın’da incir üretimi yapan çiftçiler, jeotermal enerji firmalarının kontrolsüz olarak doğaya saldığı buhar ve su nedeniyle incirin kalitesi ve veriminin düştüğünden şikayet ediyor. Özellikle Germencik İlçesi’nde, jeotermal enerji ile elektrik üretimi yapan kuyulardan çıkartılan ve geri-enjeksiyon yöntemiyle yeraltına geri verilmesi gerekirken dışarıya salınan sıcak suların çevreyi kirlettiği iddia ediliyor.

Dünyanın en hızlı gelişen jeotermal enerji pazarlarından biri olan ülkemiz, Avrupa’nın 3.cü, dünyanın ise 10.cu en büyük pazarı konumunda. Üstelik Kenya’dan sonra dünyanın en hızlı büyüyen jeotermal enerji pazarı. Bu nedenle de önümüzdeki günlerde daha da artması beklenen jeotermal yatırımları açısından bu olumsuz durum ciddi bir sorun oluşturuyor.

jeo

 

 

Bu ayki (Ekim 2015) sayısını Jeotermal Enerjiye ayıran EkoIQ dergisi , konu hakkında detaylı bir çalışma yapmış. Şimdi size bu çalışmadan bir bölümü aktarıyoruz:

UYUYAN ISIYI UYANDIRMAK: JEOTERMAL

Sağlık ve Çevre Açısından Tehlikeli mi?

Türkiye’deki jeotermal santrallar, üretim kapasitelerinin artışına pa­ralel olarak sağlık ve çevre odaklı tartışma ve sorunlarını da berabe­rinde getirdi. Özellikle santralların yoğunlaştığı Aydın’da tarımsal üre­time büyük zarar veren gelişmeler yaşandı. Peki, tanımı gereği çevre dostu, kirlilik karşıtı, sağlıklı ve sür­dürülebilir olması gereken bu enerji türü, doğal yaşam için bir tehdide nasıl dönüşebiliyor?

Yanıt, Türkiye için pek sürpriz değil: Denetim eksikliği. Yüksek ısıdaki akışkanlar, jeolojik ortam­lardan geçerken eriyebilen her mi­nerali içine alarak ilerler. Akışkan yüzeye çıktığında içinde siyanür, arsenik ve bor barındırabilir. Ve ka­nunen yeraltına reenjekte edilmesi gereken akışkanlar, kullanım son­rası derelere verildiğinde, bu mine­raller tarım için ölümcül bir sonuç doğurabilir; akıntılar tarım alanları­nın verimsizleşmesine neden olabi­lir. İTÜ Jeofizik Mühendisliği bölü­münden Prof. Dr. H. İlyas Çağlar bu konuda “Jeotermal kaynakların çevreye sıfır zararı olması beklenir. Ancak maliyetten kaçınmalar nede­niyle rezervuar bakımının, yani kul­lanılan akışkanın reenjeksiyonun yapılmayışı, bunun yerine kullanı­lan akışkanın doğaya salıverilmesi su kaynaklarımızın ve akarsularımı­zın kirlenmesine ve dolayısıyla zirai çalışmalarda bitkilerin olumsuz et­kilenmelerine sebep oluyor” diyor.

Ayrıca akıntıların kanserojen etkisi olup olmadığına dair dünya genelin­de ciddi araştırmalar ve tartışmalar sürdürülürken Aydın Valisi Erol Ayyıldız’ın “Jeotermal kanser yap­maz. Bunun aksini iddia edenlere herkes güler” sözleriyle kestirip atması, tartışmaları çıkmaza sürük­ledi. Öte yandan sondaj konusunda da gerekli tetkikler olmadan yapı­lan çalışmalar, yeraltındaki akış­kanın çok yüksek basınçla yüzeye çıkmasına, içindeki bütün zararlı minerallerle patlamalara neden ol­masına yol açıyor. Özellikle 2012’de Manisa’nın Alaşehir ilçesine bağlı Alkan köyünde art arda yaşanan patlamalar, buna örnek gösteriliyor.

Dahası mevcut yasadaki bir madde, suların reenjeksiyonu konusunda maliyeti nedeniyle buna yanaşma­yan firmalar için bir fırsata dönüşü­yor. Yasada “Çalışmalar reenjeksi­yonun mümkün olmadığı sonucunu veriyorsa… çevre kirlenmesini önle­yecek tedbirler alınarak deşarj yapı­lır” şeklinde yer alan ve suiistima­le açık olan bu madde, firmaların suları derelere bırakmasına imkan tanıyor.

Özellikle Türkiye’de olmak üze­re dünya genelinde jeotermal ısı ve jeotermal elektrik üretimi son yıllarda yüksek oranlarda arttı. 2005’te 9000 MW civarında olan dünyadaki toplam jeotermal elekt­rik kapasitesi, 2014 sonunda yak­laşık 13.000 MW’a çıktı. Bu mik­tarın 2020’de 17.600 MW olması bekleniyor. Türkiye’nin enerji kıtlı­ğına ciddi bir çözüm sunan jeoter­mal enerjide, son sekiz yılda hızlı adımlar atıldıysa da henüz tam potansiyele ulaşabilmek için gidile­cek uzun bir yol var. Ve bu yolda kaynakların verimli ve sürdürüle­bilir kullanılması, zararın asgariye indirilmesi için yapılması gereken yegâne şey var: Bütün dünyanın üzerinde mutabık kaldığı sondaj ve reenjeksiyon yöntemlerini, ya­salarda da tarif edildiği şekliyle kullanmak ve gerekli denetimleri yapmak.

Olası Sorunlar ve Çözümleri

jeotermal.PNG 3

Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Mehmet Ali Danışman, jeotermal enerjiyi “uyuyan ısı” olarak tanımlıyor. Jeotermal Kaynaklı Belediyeler Birliği (JKBB) kapsamında da faaliyetlerde bulunan ve “Milyarlarca yıldır kaybolmayan bu enerjinin sürdürülebilirliğini sağlayamazsak, geleceğe kalacakları mirasyedi gibi tüketmiş oluruz” diyen Danışman, yanlış kullanım ve denetimsizlik sonucu oluşabilecek zararları sıralıyor:

  •  Su, kullanımdan sonra reenjeksi­yon yapılmaz da, maliyet kaygısıyla derelere verilirse, içinde taşıdığı, bitkilerin ölümü anlamına gelen bor minerali de bu derelere karışır. Az miktarda olduğunda gübre olarak kullanılan bor, böyle bir dereden tarlasını sulayan çiftçi için bitkilerin ölümü demektir.
  •  Dere ve nehirlerdeki onlarca çeşit balık ya da diğer canlı çeşitleri de je­otermal akışkan sonucu ciddi tehdit altında kalır.
  •  Yağmur ve kar yağışı önemli oran­da azaldığı için reenjeksiyon yapıl­madığında yeraltındaki rezervlere su tekrar ulaşamaz, kaynakların ömrü çok kısalır.
  •  Özellikle ülkemizde yüzeyi oluş­turan kayaçların çok büyük bölümü kalsiyum karbonatlı kayalardır. Bu kayalar yeraltında da vardır. Sıcak su, içlerinden geçerken bu kayaları eritir. Eritince kayaların içindeki kal­siyumoksit ve karbondioksit ortaya çıkar. Bu gaz, türbinde tutulduğun­da metal yorgunluğuna yol açacağı için havaya bırakılabiliyor. Bu da cid­di bir karbon emisyonu oluşturuyor. Oysa separatörlerle sudan ayrıştırıl­dığında bu karbondioksit kârlı bir yatırıma dönüştürülebilir.
  •  Tekniğine uygun yapılmayan son­dajlar ölüm makinesi gibidir. Ucuza kaçıldığında, soğuk su sondajı gibi hareket edildiğinde, tencere kapağı gibi yeraltında kapalı kalan sıcak su, yüksek basınçla yukarı gelmeye başlıyor. Sondaj içinde gerekli teç­hizat kullanılmıyorsa, gelen yüksek basınçlı sıvı, gaz haline geçip patla­maya neden oluyor. Etrafa yayılan çamur ve mineraller hem tarımsal üretime ciddi zararlarda bulunuyor hem de tatlı suya karıştığında o suyu içilmez hale getiriyor. Ayrıca patla­mayı ve yeraltındaki sızıntıyı durdur­mak tekniğe uygun sondajdan çok daha maliyetli oluyor.

1999 depremi sonrasında şu sloganı her yerde duymuştuk: Deprem öldürmez, bina öldürür. Aynı mantıkla, “uygun teknikle yapılan sondajlar, harfiyen uyulan kurallar ve sıkı bir denetimle işletilen santraller çevreye zarar vermiyor, ama bakımları yapılmayan ve yanlış şekilde işletilen santraller hem doğa hem de sağlık için tehdit oluşturuyor” diyebiliriz.

Her konuda olduğu gibi.

Jeotermal dosyasının tamamını linkten okuyabilir, ya da en iyisi EkoIQ’ya abone olarak her ay birbirinden ilginç konu, içerik ve röportajları keyifle takip edebilirsiniz.

About author

Senem Gençer
Senem Gençer 761 posts

Alternatifenerji.com’un kurucu ortaklarından biri ve CEO’su olan Gençer, 1971 yılında Diyarbakır’da doğdu. 1993 yılında ODTÜ İşletmeyi bitirdikten sonra, Johnson & Johnson Medical ve Yeni Zelanda Büyükelçiliği gibi farklı kurumlarda çalıştı. 2007 yılında güneş enerjisi ve LED aydınlatma konularında halen çalışmakta olan Ekogüneş’i ve Türkiye’nin ilk online solar ürün satış sitesi olan www.ekogunes.com’u kurdu. Gençer, aynı zamanda Güneş Enerjisi ve Sanayicileri Derneği GENSED’in kurucu üyelerindendir.

You might also like

HABERLER

“Biyoyakıtlar, Fosil Yakıtlardan Daha Tehlikeli Hale Gelebilir”

İngiltere’de Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Chatham House tarafından hazırlanan raporda sürdürülebilir olarak lanse edilen biyoyakıtlara bağımlılığın gıda fiyatlarını yükselteceği belirtildi. BBC Çevre Muhabiri Matt McGrath’ın haberine göre Enstitü ayrıca Birleşik Krallık’ın akıldışı biyoyakıt

HABERLER

Elektrikli Araçlara Yönelik Dev İşbirliği

Bosch, GS Yuasa ve Mitsubishi Corporation ortaklığı, elektrikli araç pillerinin kapasitesini iki katına çıkartıyor. Robert Bosch GmbH, Kyoto merkezli GS Yuasa International Ltd. ve Tokyo merkezli Mitsubishi Corporation, ortak girişimle

Şirket Haberleri

“Nesnelerin İnterneti Aydınlatmayı Değiştirecek”

dunya.com’un haberine göre Philips, aydınlatma alanında döngüsel ekonomiyi farklı bir hizmet modeli ile birleştiriyor. Bu modele göre Philips, Londra’da bulunan Ulusal Öğrenciler Birliği’ne sadece lamba ya da aplikleri bir seferliğine