“Gelecek nesillere kaynak bırakmak zorundayız”

“Gelecek nesillere kaynak bırakmak zorundayız”

Prof. Dr. Volkan Ş. Ediger: “Sürdürülebilirliğin iki ana öğesi var: Kişisel çıkarlar yerine toplumsal çıkarların göz önüne alınması ve günümüzü kurtarmak yerine, geleceğin nesillerinin düşünülmesi. Gelecek nesillerin kendi sorunlarını çözebilmesi için onlara bir kaynak bırakmak gerekiyor. Bu kaynakların hepsini tüketirsek, onlara haksızlık yapmış oluruz.”

unnamedEnerji ve İklim Değişikliği Vakfı ENİVA Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Volkan Ş. Ediger’le Türkiye’nin enerji politikası, dünyada enerji sektöründeki gelişmeler ve enerjide sürdürülebilirliğin boyutları konularıyla ilgili görüştük. Prof. Dr. Ediger, sürdürülebilirliğin Türkiye’de yanlış anlaşıldığına değinerek,  “Çok meşhur bir Kızılderili atasözü var: ‘Dünya bana babamdan miras kalmadı, evlatlarımdan emanet aldım ben.’ Bu bakıştır, sürdürülebilirlik” diyor.

Türkiye’nin enerji politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ülkelerin yerli enerji kaynakları yeterli değil ise, enerji politikaları enerji arz güvenliği üzerine kurulur. Bu kapsamda, Türkiye’deki iç kaynaklar enerji tüketiminin yüzde 25’ini karşılarken, yüzde 75’lik kısmı ise ithalat yöntemiyle sağlanıyor. Dolayısıyla, Türkiye’nin enerji politikasının enerji arz güvenliği üzerine oturması gerekiyor. Enerji arz güvenliği;  bir ülkenin insanlarına yeterli miktarda enerjiyi, yeterli miktarda ve kaliteli, ucuz ve kesintisiz bir şekilde ulaştırılmasıdır. Türkiye’deki gibi enerji iç kaynaklarının toplam enerji tüketimin ancak dörtte birini karşıladığı ülkelerde, tüketim düşürecek üretim artacak ki aradaki açık kapanabilsin. Biz bugün bu açığı 60 -70 milyar dolar ödeyerek kapatabiliyoruz. Bu da bizim gerek cari açığımızı gerekse dış ticaret açığımızı çok önemli oranda etkiliyor. Dış ticaret açığının yüzde 70’i sadece enerji kaynaklarından oluşuyor.

Bu noktada üretimi artırmak için neler yapmamız gerekiyor? 

Üretim denildiğinde, iki tür enerji kaynağı akla gelir.  Birisi fosil yakıtlarımız diğeri ise, yenilenebilir enerji kaynaklarımız. Fosil yakıtlar kömür petrol ve doğalgazdan oluşuyor. Tüm bu kaynaklarımızı artırma politikası içerisine girebiliriz. Oluşturulacak yeni kanunlar çerçevesinde hem kamu hem de özel şirketler nezdinde doğalgaz petrol ve kömür gibi enerji kaynaklarının aranması bulunması ve işletilmesi süreçleri hızlandırılabilir. Ülke dahilindeki şirketlerimiz bunu yapmaya yetmiyorsa, uluslararası dış şirketleri de arama çalışmalarına katılmaları için cezp etmek gerekir. Bunun için de kanunda yeterli altyapıyı hazırlamak şart. Yalnızca fosil yakıtlar için değil yenilenebilir enerji kaynakları bakımından da ülke içi kaynakların daha fazla devreye girmesini sağlamak gerekiyor.

Bu politikaları uygulama açısından hangi aşamadayız?

Son yıllarda arama faaliyetlerinde müthiş bir artış oldu, yıllara göre kat kat arttı. Bu güzel başarılı bir uygulama tabi. Fakat netice arzu edilebildiği kadar yol alınamadı. Yapılan yatırım tutarına karşılık belirlenen yeni sahaların keşfi yapılamadı. İstenilen netice alınamadı. Kömürde çok miktarda rezerv bulundu. Ama onun da devreye alınmasında da sorunlar oldu ve bu alanda bir takım kanunlar ortaya kondu. Devletin sahalarının özel sektöre devredilerek elektrik üretimi için bu sahaların bir manada kiralanması gibi uygulamalar da gündemde.

Yenilenebilir enerji alanında neler yapıldı?

Yenilenebilir kaynaklar için teşvik kanunları getirildi. İki kere elektrik üretimi için kanun çıkartıldı. Devlet belli ücretlerde belli miktarlarda alım garantisi verdi.  Yerli elektrik imalatını ayrıca destekledi. Fakat yerli imalat katkısı nedeniyle teşvik alan firma istenildiği kadar yok. Üretim kısmına bakarsak bir takım gayretlerin olduğunu görüyoruz. Fakat asla ve asla yeterli olmadığını da görüyoruz. Hem fosil hem de yenilenebilir kaynaklardan enerji üretiminin artırılması için seferberlik ilan edilmeli.

Enerji tüketimindeki politikalar nasıl olmalı?

Enerji tüketiminde de önemli politikalar uygulanmalı. Enerji kullanımını azaltarak değil, verimli kullanarak tüketimi azaltmalıyız. Hayat standartlarını ve düzenini bozmadan, enerjiden fedakârlık yapmadan, aynı etkinliği 2 birim yerine 1 birim enerji harcayarak yapmamız gerekiyor.  Bu anlamda, enerji verimliliği ve enerji etkinliği kavramları çok önemli. Altyapı politikalarımızı da geliştirerek, daha etkin daha verimli bir sistemi şekilde kurmamız önemli.

Enerji üretimini iklim değişikliğiyle mücadele yönünden değerlendirebilir misiniz?

Bir ülkede belli bir miktarda Gayri Safi Milli Hasıla kazanabilmek için üretilen enerji olan “Enerji Yoğunluğu” kavramı bu sorunun cevabında önemli bir yer teşkil ediyor. Örneğin Gayri Safi Milli Hasılada 1000 dolarlık bir kazanç elde edebilmek için harcanan enerji ne kadar azsa o kadar daha gelişmiş, daha kaliteli bir ülke anlamına geliyor. Gelişmiş ülkelerin trendine baktığımız zaman, ilk başlarda her ülkenin enerji yoğunluğunun yükseldiğini, arttığını, özellikle sanayileşme dönemlerinde daha da hızlı arttığını, ardından ise belli bir noktada durduğunu görüyoruz. Bu pik noktası, yani zirveye eriştiği ve kalkınmışlık düzeyinin başladığı noktadır. Bu noktanın öncesindeki ülkeler kalkınmakta olan ülkelerdir.  Pik noktasını yakalayan ülkeler yavaş yavaş belli bir doygunluğa ve olgunluğa erişir. Söz gelimi genellikle Batı ülkelerinde hayat standardı belli bir yere gelmiştir ve nüfus fazla artmadığı için de enerji tüketiminde de artık çok fazla artış yoktur. Sistem ideal bir şekilde oturduğu için enerji verimliliği de had safhaya çıkmıştır. Evlerin ve araçların koruması gelişmiştir, yollar mükemmele yakındır.

Enerji yoğunluğunda en fazla yol kat eden ülkeler hakkında bilgi verir misiniz?

Gelişmiş ülkelerde enerji verimliliği artışı büyüktür. Bu ülkelerde enerji yoğunluğu klasik bir trenddir. Bu trendi ilk olarak yakalayan ve oluşturan ülke İngiltere’dir. ABD ve Almanya 1910’da bu zirveye ulaşmıştır. Daha sonra ise, Fransa zirveye çıkmıştır.

Türkiye’de durum nedir?

Türkiye henüz gelişmesini tamamlayamamış bir ülke. Dolayısıyla, enerji yoğunluğunun artması gerekiyor. Enerji yoğunluğunda zirveye eriştikten sonra yapısal değişiklikler olacak ve enerji yoğunluğunda azalma yaşanacaktır. Kalkınmakta olan bir ülke olarak Türkiye’de kişi başına düşen enerji tüketimi son derece az. Dünya ortalamasının oldukça altında. Avrupa ortalamasının dörtte biri, Amerika ortalamasının yedide biri.  Böyle olmakla birlikte,  atmosfere olan kardondioksit etkisi yüzde 0.9. Bu çok az bir miktar olarak görülmeli. Çünkü artma potansiyeli çok yüksek. Türkiye’de enerji tüketimi hızla artıyor. Yıllık enerji kullanım art ış oranı yüzde 8. Bu da gelecek 10 senede tüketimi ikiye katlamak, karbondioksit salımının artması demek.

Enerjide sürdürülebilirlik ile iklim değişiklikleriyle mücadele ilişkisi nasıldır?

İklim değişikliği ile mücadeleyi yalnızca, karbondioksiti azaltmak gibi görmemek gerekiyor.  Sistemi iyileştirilmesi ve modernleştirilmesi olarak da değerlendirilmeli. Bu açıdan enerjinin daha verimli ve daha etkin kullanıldığı sürdürülebilir bir yapıdan söz ediyoruz. Sürdürülebilirlik, Türkiye’de çok yanlış anlaşılan bir kavram. Bir şeyin sürmesi anlamında değerlendiriliyor. Gerçekte ise, sürdürülebilirliğin iki ana öğesi var: Kişisel çıkarlar yerine toplumsal çıkarların göz önüne alınması ve günümüzü kurtarmak yerine, geleceğin nesillerinin düşünülmesi. Bu iki unsur ön planda olursa; bir kişi ya da kuruluşun kişisel kazanç ve çıkar sağlamak amacıyla, sanayi faaliyetleriyle çevreye zarar vermesinin önüne geçilir. Çünkü toplumsal çıkar ön plana alınır. Gelecek nesillerin kendi sorunlarını çözebilmesi için onlara bir kaynak bırakmak gerekiyor. Bu kaynakların hepsini tüketirsek, onlara haksızlık yapmış oluruz. Çok meşhur bir Kızılderili atasözü var: “Dünya bana babamdan miras kalmadı, evlatlarımdan emanet aldım ben.” Bu bakıştır, sürdürülebilirlik.

Türkiye, iklim değişiklikleri konusunda ne yapabilir?

Kyoto protokolü gibi geleceğe yönelik bütün enerji politikalarında Türkiye mutlaka daha aktif olmalıdır. Bu alanda istatistiki veriler çıkarılmalı.  Toplumsal zeminde bilim adamları öncülüğünde bol miktarda çalışmalar yapılmalı. Bu çalışmalar sonucunda ortaya çıkacak neticeler de iyi bir şekilde analiz edilmeli ve oluşturulacak politikalara kaynak sağlamalıdır.

Sürdürülebilir enerji gelişimini nasıl sağlayacağız?

Sürdürülebilir enerji gelişimi; doğal kaynakların daha verimli kullanılması, tüketirken enerji etkinliğinin artırılması ve bütün enerji faaliyetlerinin çevreye, doğaya ve insana en az ya da  hiç zarar vermeden sağlanmasıyla mümkündür. Gelecek nesillerin imkanlarını şimdiden tüketip bitirmeden, daha plan ve programlı enerji kullanarak sürdürülebilirlik artırılabilir.

Sürdürülebilirlikle fosil yatkıların kullanılması bir çelişki midir?

Dünyada fosil yakıtların kullanımı yüzde 90 civarında. Ve bunun en az 50- 60 yıl daha böyle devam edeceğinden hiçbir kuşkumuz yok.  Yenilenebilir enerji de bu sırada artacak ama uzun süre yüzde 10 -20’leri bile geçemeyeceği tahmin ediliyor. Dolayısıyla, istesek de istemesek de fosil yakıtlara dayalı bir sistemi en az bir asır daha sürdüreceğiz. Buna devam ediyoruz çünkü, bu şu anda en ucuz ve en kolay yöntem.

Yeşil ekonomi bu tablonun neresinde, nasıl bir düzen mevcut?

Yeşil ekonomi yalnızca yeşil enerji, yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmak anlamına gelmez. Bir yüzyıl daha dünyada fosil yakıt ağırlıklı bir sistem olacaksa, bu değerlendirme doğru değil. Dolayısıyla, yeşil ekonomiyi, sürdürülebilir ekonomi anlamında değerlendirmek gerekiyor.  Bu düzende kaynakların etkin, verimli, doğa dostu kullanımını artırmak, sistemleri daha verimli kullanılan rasyonel sistemler haline getirmek mevcut. Doğal kaynaklardan daha fazla yararlanmak gibi yöntemlerin geliştirilmesi önemli.

Önümüzdeki 10-20 yıllık bir perspektifte, Türkiye’deki enerji politikası sizce ne yönde gelişecek, enerji sorunu nasıl çözülecek, yönelimler neler?

Türkiye’de enerji arama, bulma ve işletme faaliyetlerini sürdürmek çok önemli. Bu açıdan gerekirse, uluslararası şirketler kurulmalı. Ülkenin içindeki dahili kaynaklar yeterli olmayabilir. Fakat insan gücüyle, kurumsal kapasiteyle kurulabilecek şirketler, kurumlar, kaynak neredeyse oraya gidip enerjiyi arayıp bulup üretip getirebilir. Bunun dünyada Shell, BP gibi birçok örneği var. Örneğin İtalya’da hiç petrol ve doğalgaz olmamasına rağmen, ENY dünyanın en büyük şirketleri arasında.  Hollanda’da da bu konuda çok sınırlı olmasına rağmen Shell, Fransa’da ise Total gibi kuruluşlar faaliyet gösteriyor. Yani ülkenin içinde yeterli oranda kaynak olması da gerekmez. Ülke dışında da bu tür model şirketler kurulduğunda, dünyanın neresinde kaynak bulunursa oradan lisans alıp arama üretim  faaliyetleri rahatlıkla gerçekleştirilebilir.

Türkiye’de iyi bir enerji politikası oluşturulması için yapılması gerekenler hakkındaki görüşlerinizden bahseder misiniz?

Enerjide dışa bağımlılığı en aza indirebilecek bütün önlemler alınmalı. Bunun da yolları bellidir. Türkiye’de iyi bir enerji politikası oluşturulması için;  bilimsel verilerinin çok açık ve şeffaf olması gerekli. Bu verileri mümkün olduğunca çok toplayıp bunların kamuoyuna, bilim dünyasına açılması önemlidir. Türkiye’ye özgü ve ülkeyi ilgilendiren sorunlarda mümkün olduğunca bilimsel ve teknik araştırmaların yapılması ve bunların da Bakanlıkça politika haline getirilmesi için bu bilimsel çalışmalardan da istifade edilmesi gerekiyor. Ayrıca “ortak akıl”a önem verilerek bu politikalara kanalize edilmelidir.  Bunu Batılılar çok güzel yapıyor. Yani bir sorun çıktığında, ülkenin değişik şehirlerinden uzmanlar bir araya geliyor ve konuyla ilgili politika, kanun yapıyorlar. Kanun yapıcılara politika konusunda destek sağlamamız gerekiyor.

About author

Ahu Binici
Ahu Binici 1369 posts

Yıldız Teknik Üniversitesi mezunu olan Ahu Binici, Alternatif Enerji Platformu’nun kurucu ortaklarından olup, aynı zamanda Alternatifenerji.com’un sosyal medya yöneticiliğini yapmaktadır. TemizDünya Ekolojik Yatırımlar Ltd. Şti.’de 4 yıl boyunca çeşitli Birleşmiş Milletler, Kalkınma Ajansı gibi çeşitli kurumların işbirliğinde gerçekleştirilen ekoloji, temiz enerji ve farkındalık projelerinde proje koordinatörlüğü yapmıştır. Bugüne kadar çevre alanında çalışan farklı STK’larda gerçekleştirilen projelerde görev almıştır. Genç Çevre Girişimi Platformu’nun ve Denge Ekoloji Derneği kurucu üyesi ve Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi Genç Delege’sidir. Silikon Vadisi kurumu Founder Institute tarafından desteklenen Ecotrend Yaşam Stili Platformu’nun ve Ecoana'nın kurucu ortağıdır.

You might also like

RÖPORTAJLAR

Kurt Akın: “Türkiye Enerji Piyasası Dünyada Büyük İlgi Görüyor”

İSTANBUL – 4 Ekim 2012 tarihinde Turboden firması, Ataşehir Radisson Otelinde Organic Rankine Cycle İçin Yenilenebilir Enerji Kaynakları kullanımının konuşulacağı bir seminer düzenliyor. Bu konuda dünyanın en büyük şirketlerinden biri olan

HABERLER

“Enerjide Yeni Rönesans Yolda”

Uluslararası Enerji Ekonomisi Birliği (IAEE) Başkanı Prof. Dr. Gürkan Kumbaroğlu: “Dünya ekonomisini belirleyen devlerin alternatif enerji kaynaklarına yönelmesi enerjide yeni rönesansın yolda olduğuna işaret.” Dünya siyaset, ekonomi ve politikasını belirleyen

RÖPORTAJLAR 0 Comments

“Türkiye Yenilenebilir Enerji Kaynaklarını Daha Fazla Değerlendirmeli”

Borusan EnBW Yatırımlar Genel Müdür Yardımcısı Enis Amasyalı: Yenilenebilir enerji, çevre dostu olma özelliği, kırsal gelişime katkısı, cazip yerli kaynakların varlığı ile Türkiye’nin geleceği için de farklı bir önem arz