EPDK: “600MW Dışında Teşviksiz Lisanslı Güneş Santrali Kurabilirsiniz”

TBMM Genel Kurulu’ndan geçen Elektrik Piyasası Kanunu ardından EPDK Elektrik Piyasası Dairesi Başkanı Ahmet Ocak Gas& Power’a özel açıklamalarda bulundu. Ocak, sektörün gelişiminden yenilenebilir enerjiye bir çok konu hakkında sorularımızı yanıtladı. İşte Ocak’ın yaptığı önemli açıklamalar: 
ae_gunes_yasalar_ahmet_ocak_epdkEPDK Elektrik Piyasası Dairesi Başkanı Ahmet Ocak, yeni düzenlemelerle birlikte elektrik piyasasının Avrupa’daki gibi bir “Enerji marketi” yapısına bürüneceğini, bunun da uluslararası sermayeyi cezbeden bir yapı olacağını söyledi.
EPDK’nın kuruluşunun 11. Yıldönümünü kutladık. Kuruluşundan bugüne kadar neler değişti? Önümüzde ne gibi hedefler var?
4628 sayılı kanun hakikaten devrim niteliğinde bir kanun. Yani bütün geçmişi silip, tamamen yeni bir yapıya geçip, tüm piyasanın liberalleşmesini, elektrik piyasasının tekel bir yapıdan özel sektörün hakim olduğu bir yapıya geçmesini hedefledi. Buna göre de tüm elektrik üretim yatırımlarının özel sektör tarafından yapılmasını öngördü. Özellikle yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının hayata geçirilmesinde özel sektörün motivasyonunun mutlaka kullanılması gerekliydi. 4628 sayılı Kanun bunu sağladı.
Benim de EPDK’da göreve başladığım 2002 yılına baktığımız zaman, çok rekabet edilebilir olmayan enerji fiyatları görüyoruz. Bu da piyasaya kuşkuyla bakılmasına sebep oluyordu.
Tabii bu kuşkuyu kırmak kolay olmadı. Örneğin DSİ’nin 173 tane hazır projesi vardı. Buraya başvuracak dediğimiz büyük şirketler dahi başvurmadı. Özel sektörün, siyasi istikrarın etkisiyle piyasaya güven duymaya başlaması, EPDK’nın kurulması, regülasyonların tamamlanmasıyla, yerli ve yabancı şirketler için Türkiye, cazibe merkezi olmaya başladı.
2005 yılında yenilenebilir enerji kaynaklarından yapılan elektrik üretimine alım garantisi verilmeye başlanmasının da etkisi oldu. Bu kanun, finans bulma açısından çok önemli bir kanundu. Tabii bürokrasiyi aşmak kolay olmadı. İkincil mevzuat hazırlanırken belirli karşı koymalar oldu ama nihayetinde bu sorunlar aşıldı. Şimdi ayda ortalama 15 tane geçici kabul yapabiliyoruz. Kurulu güç aşamasına baktığımızda 2001 sonunda 31 bin MW civarındayken, bugün kurulu gücümüz 57 bin MW’a ulaştı. Bunda 20 bin MW ile özel sektörün büyük bir payı oldu.
Burada elektrik üretiminin hangi kaynaklardan yapılması gerektiği şeklinde bir soru çıkıyor karşımıza. Doğal gaz mı, ithal kömür mü, yenilenebilir enerji kaynakları mıdır tercih edilmesi gereken? Bence tercih edilmesi gereken yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının hayata geçirilmesi. Peki bu tüm talebi karşılar mı? Hayır. Kullanım oranı artabilir ama üretimdeki oranı değiştirmeyebilir. Çünkü enerji talebi de yüksek oranda artıyor. Ama burada amacımız tüm yerli kaynakları üretime aktarmak.
“EPİAŞ, uluslararası sermayeyi çekecek”
Geçtiğimiz günlerde Genel Kurul’da Elektrik Piyasası Kanunu kabul edildi. Kanunda EPİAŞ’ın kurulması öngörülüyor. Sektör de bunu dört gözle bekliyor aslında. EPİAŞ’ın kurulmasıyla neler değişecek? Daha serbest bir piyasaya geçişte EPİAŞ’ın rolü ne olacak? 
EPİAŞ, faaliyete geçtiği zaman, Piyasa Mali Uzlaştırma Merkezi’nin yaptığı uzlaştırmanın da iki kısma ayrılması gerekiyor. EPİAŞ kurulduğunda Avrupa standartlarında bir piyasamızın oluşmasını ve gelecekteki kapasitenin alınıp satılmasını hedefliyoruz.. Bu yapı Avrupa’da gelişmiş durumda. Enerji marketi dediğimiz yapı, artık uluslararası market ve uluslararası sermayenin de çekilebileceği bir yapıya kavuşturulmuş olacak. EPİAŞ’ın kurulmasındaki amaç onun bağımsız bir kurum haline gelmesi. Aynı EPDK gibi. Piyasaya olumlu katkılarının olacağını düşünüyorum.
“Serbest piyasada rekabet artacak”
Serbest tüketici limitine gelelim. Yine geçtiğimiz günlerdeki önemli düzenlemelerden birisiydi. 5000 KW’ya inmesiyle ilgili. Tüketicilerin serbest tüketici olması hedefinde de aslında bir adım atıldı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Aynı zamanda limitin indirilmesi piyasayı etkiler mi? Etkileri oldu mu?
Serbest tüketici limiti 9 milyon kWh idi. Bu limiti her yıl piyasanın gelişimine göre indirmek zorundayız. Daha önce tamamen EÜAŞ ve TETAŞ ağırlıklı bir üretim portföyümüz vardı ve özel sektörün payı çok azdı. Dolayısıyla limitlerin yüksek seviyelerde tutulması gayet normaldi. Bugün baktığımızda; gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, piyasa alt yapıları; uzaktan okuma, sayaç okuma ve Piyasa Mali Uzlaştırma Merkezi’nin altyapısı geliştikçe bu limitin sıfıra kadar düşmesinde bir sakınca görmüyoruz. Zaten 2015 yılında hepsinin yani konutlar dahil tüm kullanıcıların serbest tüketici olabileceğini öngörüyoruz. Serbest tüketici limitinin düşmesi, piyasa açıklığını çok değiştirdi mi derseniz? Hayır. Yani şu anda üretim şirketleri veya elinde portföy olan şirketler küçük abonelerle uğraşmak istemiyor. Alt yapılar yapıldığı zaman bu tablo çok hızlı bir şekilde gelişecek. Kurulumuzda zaten serbest tüketici limiti kararını alırken, altyapının gelişmesine bakarak bu değerlendirmeyi yaptık.
 Şu anda serbest tüketici olan kullanıcılara bakarsak bu oranın hala yüzde 20’lerde olduğunu görebiliriz. Limitin düşürülmesinin, piyasa açıklık oranımızın yüzde 75’den 80’e çıktığını var sayarsak bunun büyük farklar oluşturmadığını görebiliriz.
 Sanayi ve ticaret aboneleri arasında bu sübvansiyon olmasa yüzde 80’lere ulaşan piyasa açıklığı daha da yükselebilir. İlerleyen süreçlerde sözünü ettiğimiz sübvansiyonlar sıfırlandığında da sanayi, ticarethane, sulama gibi alanlardaki sübvansiyonlar ilgili sektörlerin bağlantılı olduğu bakanlıklar tarafından verilebilir. Kanun da bu düzenlemelere engel değil zaten.
Elektrik maliyetleri içerisinde fiyatları belirlenirse, serbest piyasada rekabet artacak, serbest tüketici hakkını kullanmak isterse de buna bir engel kalmayacak. Zaten Kurumumuzun ve Bakanlığın hedefi 2015 yılında tüm kullanıcıların serbest tüketici statüsüne ulaşmasıdır.
Peki önümüzdeki faaliyetler planlar ve projelere gelelim. Gündemde elektrik piyasasına dair yeni düzenlemeler var mı? Bunlarla ilgili biraz bilgi verebilir misiniz?
Elektrik Piyasası Kanunu’nun Genel Kurul’dan geçmesiyle birlikte kurum olarak biz de 6 aylık süreçte 20-25 yönetmelikte değişiklik yapacağız. Bu durum EPDK’da önümüzdeki 6 ayın çok yoğun geçeceğinin de bir göstergesi. Bu süreyi tüm arkadaşlarımızla birlikte çok özverili bir çalışmayla aşacağımızı düşünüyoruz. Hedefimiz mükemmele ulaşmak. Bu noktada kurulumuza da büyük bir yük düşecek. Önümüzdeki 6 aylık süreçte hedefimiz; mükemmel olmasa bile mükemmele en yakın şekilde gerekli mevzuat taslaklarını hazırlayıp kurulun gündemine sunmak olacak.
10-14 Haziran 2013’de ilk defa güneş başvurularını alacağız. Diğer bir beklenti ve bu yıl içinde hayata geçmesini planladığımız gelişme de rüzgarda ikinci faz başvuruları olacak. Buradaki kapasitenin belirlenmesi ile ilgili süreci de en kısa zamanda alarak hayata geçirmeyi hedefliyoruz. Çünkü 2023 yılında 20 bin MW hedefine ulaşmak için bunun altyapısına gecikmeden başlamamız gerekiyor. Çünkü beş yılda bu tesislerin yapılacağını düşünürsek, biz 6-7 bin MW civarında bir başvuru alıp beş yıllık fazda onu hayata geçirmek gerçekçi ve sürece uygun bir öngörü olacaktır. Bunun için de 6-7 bin MW lisans vermeniz lazım. Çünkü projelerin hayata geçmesinde çıkan öngörülemeyen sıkıntılar da olacaktır diye düşünüyorum. Bu yüzden hedefe yürürken tüm bu olasılıkları da göz önünde bulundurmamız gerekiyor.
“İthal kömürün sisteme girmesi rekabet açısından önemli”
Yerli kömürle ilgili hem teşvikler var, hem de talep artıyor. Diğer yandan da ithal kömürle üretim yapacak olan santrallere de başvuruların arttığını görüyoruz. Önümüzdeki yıllarda bu kömür başvurularıyla birlikte piyasanın yapısını nasıl görüyorsunuz ve kaynak dağılımını nasıl etkileyeceğini düşünüyorsunuz? Bir taraftan da bu lisans başvurularına dair yatırımcıya vereceğiniz mesajlar nelerdir?
Biliyorsunuz ki doğal gazın belirli hatlarla gelmesinden dolayı özellikle puant saatlerinde bazı sıkıntılar oluyor. Kaynak ülkelerde yaşanabilecek sıkıntılar veya doğabilecek siyasi nedenlerle bunların kesilmesi halinde alternatif kaynak ihtiyacımız vardır. Bu durumu göz önüne alırsak enerji kaynaklarımızı dört sacayağı üzerine oturtmamız lazım. Sözünü ettiğim dağılım kaynaklarda yüzde 25’er oran olarak düşünülebilir. Yani yüzde 25’te rezerv kapasitemizi düşünürsek suların az olduğu dönemde termikleri devreye almak, kömürün çıkarılamaması açığını doğal gazla kapatmak, yenilenebilir enerji kaynaklarının cari açığı azaltmak açısından onları devreye alarak yüzde 25’lik dört sacayağını oluşturmamız gerekli.
İthal kömür bir nevi doğal gazın yerini mi alacak? Bunlar rekabet ortamında oluşan şeylerdir. İthal kömürden elde edeceğiniz elektrik enerjisi doğal gazdan elde edeceğinizden daha ucuz olabilir. Öte yandan ithal kömürün rekabet ortamına sokulması da çok önemlidir. Siz daha ucuz bir kaynağı ikame ettiğiniz zaman doğal gazın oranı da serbest piyasa koşulları içerisinde ister istemez düşecektir.
Yerli kömüre baktığımız zaman bu yatırımları hayata geçirmede bir miktar geç kaldık.Yerli kömürün çıkarılması maliyet açısından yüksek olduğu ve yatırımı da uzun sürdüğü için yatırımcı ilk bakışta arz güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek veya oradan fırsatlar elde edecek şekilde kısa sürede yönlendirilebilir. Hükümetimizin de son dönemdeki hedefi de başta yerli kömür olmak üzere kömür santrallerini bir an önce hayata geçirmek. Yatırım maliyeti yüksek olabilir ki teşvikler de bunun için var. Bu konuda Çevre Bakanlığımız çok hassas. Emisyon değerlerini aşan yatırımlara hiçbir zaman müsaade edilmiyor. Sonuçta bütün girişimler insana hizmet için yapılıyor.
“Devlet işletmesindeki EDAŞ’lara da ceza kesildi”
Elektrik Piyasası’nda gerek düzenleme gerek denetim alanında EPDK’nın yetki ve sorumluluklarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu anlamda yeni bir takım düzenlemelere gerek olduğu düşünüyor musunuz? Yine bu bağlamda dağıtım şirketlerinin denetim sorumluluğu konusunda ne düşünüyorsunuz?
Biliyorsunuz yeni kanunda dağıtım şirketlerinin denetimi bakanlığa verildi. Bakanlık da bunu yüksek ihtimal kamu kurum ve kuruluşlarından hizmet alarak yapacaktır. EPDK’nın bu denetimi yapmamasının nedeni Kurum’un merkezi bir kuruluş olması. Tabi denetim yapmak için hep tam yerinde olmaya gerek de yoktur. Bunun için yeni kanunda zaten Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı çalışıyor. O konuda yönetmelik de hazırlandı. EPDK’nın bu denetimlerde yetkili olduğu dönemde birçok denetim ve incelememiz oldu. Bunları kamuoyu ile çok paylaşmıyoruz fakat devlet işletmesinde olan dağıtım şirketlerinde ceza kestiğimiz durumlar da var.
“Mesken ve ticarethaneler büyük indirim alır”
2015 yılında konutların da içinde bulunduğu kullanıcıların serbest tüketici olması hedefine ulaşmada neredeyiz? Gerçekçi bir hedef midir? Şu anki tabloyu nasıl görüyorsunuz?
Biz aldığımız karar ile dağıtım ve perakendeyi ayırdık. Kullanıcılar geleneksel olarak, özellikle de küçük tüketiciler, pek de fazla tedarikçi değişikliğine gitmedi. Bu kullanıcılar ileride de konvansiyonel tüketici olarak kalabilirler. Dolayısıyla çok büyük menfaat getirmediği sürece, nihai tüketici tarifesinin altında büyük bir indirim sağlanmadığı takdirde, tüketiciler tedarikçilerini değiştirmeyebilirler. Bugünkü tarife yapısıyla rekabet ortamında en fazla indirim yapılacaklar ise mesken aboneleri ve ticaret aboneleri olacaktır.
“Kaçak, ahlaki bir meseledir”
Kayıp kaçak meselesi uzun süredir gündemimizde. Aslında bir yandan baktığımızda da kayıp kaçak oranlarında da eskiye göre bir düşüş var. Bu konu acaba ne zaman gündemimizden çıkacak? Kayıp kaçak ile ilgili sıkıntılar ne zaman ve ne yolla aşılabilir? 
Kayıp kaçak demekle neyi kastediyoruz? Bir kere kayıpları sıfıra indirmek mümkün değil. Mesela iletim kayıpları dediğimiz unsur, dünya standartlarında yüzde üç civarındadır. Bizim ülkemizde geniş bir coğrafyaya sahip olduğumuzu düşünürseniz, çok uzun hatlarla enerjinin nakledilmesi gerektiğinden, bizim kaybımızın Avrupa’dan daha yüksek olması öngörülebilir. Fakat biz bu “Avrupa standartları” dediğimiz oransallığı son yıllarda bölgesel üretim tesislerinin devreye girmesiyle yakaladık. Kaybı azaltmak için iletimi DC hatlarla sağlamamız gerekir ki bu da çok pahalı bir yatırımdır. Dağıtım hatlarına baktığımız zaman da Avrupa standartları aşağı yukarı yüzde 7.  Yani yüzde 9-10 civarında teknik kayıp mutlaka olur. Bu yüzde 6’da olabilir. Maksimum yüzde 10 da olabilir. Zaten özelleştirmelerin en büyük amaçlarından biri de üretilen bir enerjinin tüketilen tarafından karşılanması yani; kullananlar arasında kullanmayanın parasının ödenmemesidir.
Kaçak ise adi bir suçtur. Bunun suçun bedeli de ilgili yasalarda tanımlanmıştır. Bu bir markette de hırsızlık olabilir, elektrikte de hırsızlık olabilir. Hırsız, her yerde hırsızdır. Bu bir zihniyet, aslında bir ahlak meselesidir. Siz bir insanın parasını nasıl çalıyorsanız, elektrikte birisinin cebinden para çalıyorsunuz anlamındadır.
Yenilenebilir enerji kaynaklarından elektik üretiminin yeterli hızda gelişmediğini yönünde yorumlar var. Burada da genellikle bürokratik engeller gösteriliyor veya lisans almada ÇED Raporu’ndaki uzun süreler gösteriliyor. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz? Bir de güneşten bahsettik. Güneş ile ilgili sürecin neresindeyiz? Haziran ayında ne kadar başvuru bekliyorsunuz? Yeni kapasite tahsisine ilişkin de bir öngörünüzü paylaşırsanız sevinirim. 
Bazı yönlerde haklılar, bazı yönlerde haksızlar. Biz artık ayda 15-20 tane tesisin geçici kabullerini yapıyoruz ve devreye alıyoruz. Bu bir süreç. Bir tesise lisans alındığında hemen işler bitmiyor birçok aksama da oluyor. Bu sisteme genel olarak baktığımızda rayına oturana kadar tabi bazı gecikmeler oldu. Bundan sonra bu hızla devam edecek. Zaten hidrolik potansiyelin de 1500’ü lisanslı ve 270 civarındaki kısmı da devreye girdi zaten.
Rüzgarda ise 60 tane devreye giren tesis var. Birkaç tanesi de hukuksal veya bazı nedenlerden dolayı bazı sıkıntılar var. Ama bunlar yapılmıyor diye bir şey yok. 1 Kasım’ın uzun süre sonuçlandırılamaması dolayısıyla 10 bin MW’ın yani çok geç, daha lisanslandırma 2011 yılında. Bunların da 3-4 yıl süresi olduğunu düşünürsen, 3-4 yıl sonra artık mantar gibi bunlar bitecek gibi düşünüyorum. Tabi yine aksamalardan bahsedebiliriz ama bundan sonra daha hızlı bir şekilde rayına girecektir.
Bazı projeler özel nedenlerle tabii gecikti, gayet doğaldır. Artık herkes istediğini, istediği şartlarda yapamıyor her adım kurallarla belirlenmiş durumda. Dolayısıyla her şey kurallarına göre yapılacak! Bütün Projelerin çevreye saygılı projeler olması gerekiyor. Yatırımcının yatırım yapacağı alanı araştırarak ve tüm yönlerini inceleyerek gelmesi şart. Özel sektör kuş göç yolları, sit alanları veya tarım arazileriyle ilgili taleplerle geldiği zaman, devlet kendi gardını alıp gerekli tedbirleri hayata geçiriyor. Dolayısıyla daha önceki esnek yapı, çıkan sıkıntılar doğrultusunda bizi yeni sistemleri oturtmaya sürükledi.
Bu süreçler karşılıklı iyi niyetle yürümesi gereken süreçlerdir.
“Küçük yatırımcı KOBİ olacak”
 
Lisanssız üretimdeki sınır 1 MW’a çıkarıldı. Hatta 2,5 MW’a çıkarılması da Bakanlar Kurulu kararına bağlandı. Buna ilişkin düzenleme hazırlığı var mı? Kurum olarak lisanssız üretim faaliyetlerine yaklaşımınız nedir?
Aslında biz lisanssız üretime ikincil mevzuatta çok geniş yer ayırdık, fırsat yarattık. Ama tabi bu fırsatlardan faydalanmanın da belirli kıstasları var. İkincil mevzuatı tamamen çıktı ama uygulamalarda süreci beklemek lazım. Lisanssız üretimde kamulaştırma olmadığı için, özellikle hidrolik ve rüzgar yatırımlarında bazı sıkıntılar olabilir. Örneğin bir hidrolik yaptığınız zaman kendi mülkiyetinizde olsa bile dağıtım sistemine bağlanacağınız noktada başka kişilerin mülkiyet hakkı olan bölümlere geçebiliyorsunuz. Dolayısıyla sistemin hayata geçirilmesi biraz sıkıntılı olabilir ama tüzel kişiler bir araya gelip, lisanssız üretimi kendi bölgelerinde ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde hayata geçirebilir.
Lisanssız üretimin bir faydası da küçük yatırımcının piyasa içine sokulması… Küçük yatırımcıları tekel olmaktan ziyade bir KOBİ oluşturuyoruz. Bu kanun çıkmadan önce iki kişi arasında görüşülen enerji politikaları şimdi binlerce insan arasında görüşülmeye başlandı.
Aslında enerji bir denklem, bilmece oldu. Herkesin ilgisini çekti. Bu da sevindirici bir durum. İnsanlar şeffaf bir piyasa ortamında gelişecekler.
“Kesintiyi vatandaş siyasi otoriteden sorar”
Dağıtım özelleştirmeleri tamamlandı. Üretim özelleştirilmelerine de bir ivme verildiğini görüyoruz. Özelleştirmeler devam ettikçe nasıl bir piyasa yapısı göreceğiz?
Bu kanunun amacı buydu. Üretim tesislerimizin özelleştirilmesinde biraz gecikti. Çünkü özel sektör şunu düşünür; “Devletin olduğu yerde ben olamam.” Herkes piyasanın belirleyeceği bir yapının oturtulmasını bekliyor.
Özelleştirmeler biliyorsunuz ki bir mülk satışı şeklinde yapılmıyor. Özelleştirmeyi alan yatırımcı bir kiracıdır aslında. Bürokrasin işlevi de kiracıyı yönetmektir. Bu süreçte en iyi şekilde işletecek, yatırım yapacak kişiyi bulmak gerekir. Her yıl gerek üretimde gerek dağıtımda 10-15 milyar dolarlık bir yatırım gerekli. Bu yatırımlar özel sektör tarafından yapıldıkça devlet buraya yapacağı yatırımı başka alanlara kaydırıyor.
Bir de şu yönden bakmak lazım: bir vatandaş, elektriğin kesilmesini özel sektörden değil, siyasi otoriteden sorar.
“Alım garantisi dışında güneş başvurusu gelirse gündeme alırız”
Sözünü ettiniz 1 Kasım başvuruları bir miktar gecikti ama Faz II’de durum nedir? Kapasite tahsisi ile ilgili öngörünüz nedir? 
Burada siyasi otoritenin kararı da çok önemli. Belki ortak bir karara vardığımız zaman en kısa zamanda bu fazı da almaya başlayacağız. Kanun gereği alım garantisi ile 600 MW ile sınırlı güneş enerjisi başvurusu almamız gerekiyor. Şu anda bile alım garantisi olmayan bir yatırım projesi gelirse bunu kurula sunar, bir gün belirler bağlantı görüşleri uygun gelirse bunları da hayata geçiririz. Bu gelişimin önünde herhangi bir engel yok.
Kaynak: Gas&Power

About author

Ahu Binici
Ahu Binici 1369 posts

Yıldız Teknik Üniversitesi mezunu olan Ahu Binici, Alternatif Enerji Platformu’nun kurucu ortaklarından olup, aynı zamanda Alternatifenerji.com’un sosyal medya yöneticiliğini yapmaktadır. TemizDünya Ekolojik Yatırımlar Ltd. Şti.’de 4 yıl boyunca çeşitli Birleşmiş Milletler, Kalkınma Ajansı gibi çeşitli kurumların işbirliğinde gerçekleştirilen ekoloji, temiz enerji ve farkındalık projelerinde proje koordinatörlüğü yapmıştır. Bugüne kadar çevre alanında çalışan farklı STK’larda gerçekleştirilen projelerde görev almıştır. Genç Çevre Girişimi Platformu’nun ve Denge Ekoloji Derneği kurucu üyesi ve Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi Genç Delege’sidir. Silikon Vadisi kurumu Founder Institute tarafından desteklenen Ecotrend Yaşam Stili Platformu’nun ve Ecoana'nın kurucu ortağıdır.

You might also like

Elektrik Satışı

Teksas’ta Elektrik Fiyatlarında Şok Düşüş

Amerikanın Teksas Eyaletinde pazar günü sabaha karşı spot elektrik fiyatları bir kaç saatliğine negatif oldu. Amerika Birleşik Devletleri`nde en kalabalık ikinci ve en geniş ikinci eyaleti olan Teksas`ta Pazar günü

HABERLER

Yeşil Okullar Projesi İçin Start Verildi!

ÇEDBIK dünyadaki diğer 28 Yeşil Bina Derneğinin arasına katılarak Amerikan Yeşil Binalar Konseyi’nin Yeşil Okullar anlaşmasına dahil oldu. Türkiye’de Yeşil Dönüşümün lideri ÇEDBİK bugüne kadar sürdürdüğü bilinçlendirme çalışmalarına bir yenisini

HABERLER

BU KEZ RÜZGAR TÜRBİNLERİ SOSYAL SORUMLULUK İÇİN DÖNECEK

Avusturalya Alpleri’nin tepesinde, deniz seviyesinden 1900m yükseklikte olan Tauernwindpark Oberzeiring Rüzgar Parkı, aynı zamanda Avrupa’nın da en yüksek rakımlı rüzgar parkı. Bu yükseklikte bulunan Tauernwindpark Oberzeiring Rüzgar Parkı’na ulaşım ancak kar motorları