Enerjinin APPLE’ı Türkiye’den Çıkabilir mi?

Enerjinin APPLE’ı Türkiye’den Çıkabilir mi?

Neden olmasın ?

Dünya benzeri görülmemiş bir enerji/iklim krizinin içinde bocalarken, bunu Türkiye için bir fırsata çevirmek mümkün mü? Gezegenimizi batmaktan kurtaracak enerji şirketi Türkiye’den çıkabilir mi?

Bugün dünyadaki en güçlü 10 şirketin yedisi petrol ve fosil yakıt üreticisi şirketler, geri kalanlarda uzaktan veya yakından, üretilen yakıtların tüketimiyle ilgili şirketler, sadece biri hariç: APPLE!

APPLE’ın bilişim sektöründe gerçekleştirdiği devrimleri hepimiz yakından tanıyoruz: Apple I ve II ile mikrobilgisayar çağını açmış, Macintosh ile bilgisayar 2.0 versiyonu çıtayı dahada yükseltmiş, ipod ile müzik endüstrisini yeniden biçimlendirip, iphone ile smartphone çağını başlatıp, ipad ile de sonunda kendisinin yarattığı mikrobilgisayar çağını kapatıp post-bilgisayar döneminin başladığını müjdelemiştir.

Bunları gerçekleştirirken bir çok stratejik kararın, efsanevi Steve Jobs tarafından tabiri yerindeyse hep 12 den vurarak alındığı bilinir. Yıkılması olanaksız nice devler devrilip gitmiştir bu ezber bozucu çılgınların önünde. “Mikrobilgisayarın dünya pazarı 5 tane falan olmalı” diyerek silinip gitmiş CEO lar mı ararsınız, “Apple telefondan ne anlar, cep telefonunu biz icat ettik”, “Bunlar çok pahallı kimse satın almaz” diye dem vurup hala direnenler mi. Değişmeyen gerçek APPLE’ın her geçen gün yükselen değeri. Kurulu düzeni bu kadar etkin ve çabuk bir şekilde nasıl boza bildiler, bunu dünyanın enerji sektöründeki tepe takla gidişine uyarlamanın olabilirliği nedir diye kafa yormanın tam sırasıdır.

APPLE’ın bilişim değilde enerji sektöründe iş yaptığını varsayıp, paralellikler arayacak olsaydık, acaba enerjide fosil yakıtlara dayalı kurulu düzenimizi bozmayı da başarabilir miydi? Bu eksen kaymasını gerçekleştirecek, enerjinin APPLE’ı bir kere daha Amerika’dan veya gelişmiş ülkelerden çıkabilir miydi? Bizim şansımıza bu sorunun cevabi hayırdır. Çünkü onlar enerjiye yeteri kadar aç değiller. İklim krizinin farkına varıp tehlike çanlarını kendileri çaldıkları halde, dünyanın bu en güçlü şirketlerinin bahçesinde oynadıkları için bu şirketlerin çıkarlarına karşı çıkacak bir çözümü hiç bir zaman hayata geçiremezler. Alternatif enerji yanlısı gruplar, firmalar ve ülkelerin birde yanlış aldıkları stratejik kararlar nedeniyle artık ağırlığı olabilecek bir hamlenin oralardan gelebilme imkanı yoktur. Avrupa’nın göbeğindeki başkentlerde 3 şeritli yolları 1 şeride indirerek oto kullanımını caydıran, arabadan inip bisiklete binerek, iklim krizine çare bulduklarını sanan güya bilinçli kesim ile de ancak bir arpa boyu yol katedilebilir.

Kriz çözümünü belkide beraberinde getiriyor. Geçen sene, iki satir bir haber, ilgilisinin dışında pek toz duman kaldırmadan gelip geçti: Çinli yetkililer en büyük şehirlerinden birinde, hava kirliliği yüzünden hayatı durdurdu, fabrikalar kapandı, okullar tatil edildi, herkes evlerine gönderildi. Çinlilerin çok acilen, hem daha çok, hemde temiz enerjiye ihtiyaçları var ve onlar stratejik kararlar almakta çok kararlı ve titizdirler, çünkü ne ayak direyecek petrol ve oto endüstrisi var nede uyum sağlama zorunluluğu bulunan eski teknolojiler ve en önemlisi çok telaş içindeler. Çin, Türkiye’den sonra kişi başına zararlı gaz salınımlarını en hızlı yükselten ikinci ülke! Bu ve dünyanın en pahallı petrolünü tüketme rekoru bizde olduğu halde, biz çok, ama çok sakiniz…

Yarım, bir, iki,..
10,20,30,..

İsterseniz biraz işi rakamlara döküp, hangi cehenneme doğru yol aldığımızı, bunu çok iyi bildiğimiz halde neden o virajı alamadığımızı irdeleyelim. İş rakama dökülünce, yuvarlak konuşmak, problemi herkesin hemen çarçabuk kavraması açısından yararlı olabilir. Arabalardan konuşuyorduk: 1995 de yeryüzünde çoğu gelişmiş ülkelerde, toplam yarım milyar otomobil vardı, o zamanki grafiklere göre yirmi beş seneye kadar ikiye katlanır deniliyordu. Beklemeye gerek kalmadı, 2012 de o iş halloldu. Daha o zamanlar gezegenin kirlenmesinde en büyük payı olan otomobil sayısı ikiye katlandı: 1 milyar ölüm kusan canavar. Eğer böyle devam edersek 2 milyarıncı gözünüzü açıp kapayana kadar ya sizin, ya bir Çinlinin ya bir Hintlinin kapısında bitecektir. Yarım milyarıyla baş edemeyen doğamız 4 katıyla ne yapar varın siz hesaplayın.

2000 de 10 TW olan dünyadaki toplam kurulu enerji kapasitesi bugün itibariyle 20 TW a merdiven dayadı. Halbuki o zamanlar 20ye 2020 de, 30a 2050 de ulaşılacağı hesaplanmıştı. 10 seneden biraz fazlası yetti ikiye katlanmasına. Bu hızla gidilirse üçe katlanmasının eli kulağındadır. Yalnız küçük(!) bir sorun var… Diyelim ki dünyanın bütün nehirlerine barajlar yaptık, düşünülebilecek her yere rüzgar santralleri diktik, bütün ekilebilecek alanlara akar yakıt üretmek üzere ekim yaptık, binlerce nükleer santral inşa ettik, yinede bu 30 TW’a ulaşmak fiziki olarak mümkün değil. Dünyamızın bize sunabileceği maksimum kapasitesi bu, bundan başka da dünya yok!

Zaten insanlık hep böyle tıkandığı durumlarda, tükenmenin eşiğine geldiğinde, o eşik şu ya da bu şekilde atlanır. Aydınlatmanın balina yağları ile yapıldığı dönemde, dünyanın bilinen ilk çok-uluslu şirketlerinin bu balina yağının tedariki, işlenmesi, taşınması, ticareti üzerine kurulduğu ve ne yazık ki balinaların yeryüzünden silinmesine ramak kaldığında; önce kerosen, sonrada Edison’un ampulü ile o eşikler hep atlanmıştır. Edison’un taa 1930 larda söylediği şu sözlerde güneş enerjisinde ne kadar geç kaldığımızın göstergesidir. “Ben paramı güneş ve güneş enerjisine yatırırdım. Ne kadar güçlü bir kaynak! İnşallah başlatmak için petrol ve kömür kaynaklarının tükenmesini beklemeyiz.”
Güneş bir senede kullandığımız enerjiyi bir saatte yeryüzüne döker, yeter ki onu toplayıp depolamasını becerebilelim. Becerebilelim derken, o teknolojiler Edison’un zamanında da vardı, bugünde dahada gelişmiş olarak varlar, yalnız bu teknolojilerin eski ve kirli teknolojilerin yerine geçmesinde çıkarı olmayanlar, bugün çok ama çok daha güçlü.

Halbuki insanlık bu eksen kaymasını çok acil olarak hayata geçirmek zorundadır. Karl Marx bugün yaşasaydı birincil uğraşısı bu olurdu herhalde!..

Enerjinin APPLE’ının ister istemez güneş enerjisine odaklanacak olduğunu tespit ettikten sonra gelelim neden ve nasıl Türkiye sorusuna. Almanya’nın 25 000 MW lık kurulu kapasitesi ile bizim 5 MW lık kapasitemiz karşılaştırıldığında, daha başından kaybetmiş olmuyor muyuz diye hayıflanabilirsiniz.

Yada hiç de öyle değil, deyip kolları sıvamak için bir kamçılama olarak algılayabilirsiniz. Nedenlerden birincisi güneşlenme kapasitemiz. İkincisi, Türkiye pazarı bakir ve çok büyük bir pazar. Dolayısıyla yeniliklere daha açık, dünyadaki halihazır fotovoltaik ürünlerin farklı uyarlamalarının daha çabuk bir şekilde hayata geçirilebilirliği olan bir pazar.

Üçüncüsü, fotovoltaik teknolojilerinin Almanya ve Çin deneyimlerinden dersler çıkarıp aynı hatalara düşmeme şansımız.
Ve en önemlisi, Türk insanının yaratıcılığı.

Nasılına gelirsek, öncelikle Türkiye uzun vadeli bir vizyon üzerine yola çıkmalı. Bu vizyonu doğru belirlemek, kazanacak ata oynamak için bir kaç saptama gerekli: geleceğin enerjisi daha fazla elektrik ve dağıtımı ile tüketimi daha az merkezi olacak. Gelecekte bugün kullandığımız bir çok araç, gereç kablosuz olacak ve alternatif akım yerine direk akım kullanıp milyarlarca büyük küçük şarjör ve transformatörden kurtulup tüketilen enerjide büyük tasarruf sağlanacak.

Geleceğin oto ve taşımacılık sektörü fosil yakıt yerine temiz elektronlarla çalışacak. Zaten ısınmak haricinde, enerji üretmek ve/veya bir aracı hareket ettirmek için bir şeyler yakmak dünyanın en saçma teknolojisidir. Zamanında fosil yakıtların bolluğu ve enerji depolamada ki hüneri nedeniyle bugünlere petrol ile gelinmiş ama böyle devam etmesi olanaksız. Gelecekte kirli teknolojilerle üretilen elektrik enerjisinden kurtulmanın tek, ama tek yolu fişi çekmek.

Bütün bu saptamaların ortak noktası enerjinin temiz üretilip depolanması. Güneş pilleri ve Elektrikli otolar. Bu birbirini tetiklemesi gereken teknolojiler gelişmiş ülkelerde daha önce belirttiğimiz nedenlerden dolayı bir türlü ayağa kalkamıyor.

En son örnek, 2008 den bu yana, büyük çabalarla hayata geçirilmişken sıkıntıya düşen BetterPlace şirketi. En büyük sermayedarlarından birisi petrol rafinerileri olan bir iş adamı olunca, başından doğaya aykırı bir işti aslında. Gecen aylarda Belçika’daki Photovoltech şirketide benzer bir akıbete uğradı, kapıya kilidi astı. Halbuki ne büyük ideallerle IMEC/KUL üniversitesi AR-GE çalışmaları ve güzel bir patent portföyü ile kurulmuş olan şirket 2009 da çoğunluk hisselerini TOTAL ve GDF/Suez’e sattıktan sonra 80 MW lık kapasitelerini tam 500 MW a çıkarmışken iflas ettirildiler. Almanya’da da sektör çok sıkıntı içinde. 1980ler den beri sunî olarak teşviklerle kalkışı gerçekleştirilen uçağın, kriz gerekçe gösterilip, havadayken yakıtı kesildi.

Bu gibi gelişmelerin bizdeki bu sektörde kurulu yada kurulacak olan şirketlerin gözlerini açması gerekir. 2013 de ilk güneş pili ürünlerini piyasaya sürecek olan SUNTÜRK firması daha şimdiden büyük enerji santrallerini nişan almış durumda. Halbuki yapılacak olan ilk şey en kısa zamanda Türkiye özeline uygun bir pano standardı belirleyip, şebekeye bağlanma maliyetini ve getirdiği zorlukları göz ardı edip, batarya dolunumuna (ideali elektrikli otoların lityum bataryalarına) odaklanmış, seri şekilde üretilip fiyatları en alt seviyeye indirilmiş güneş pilleri. Çığ gibi büyüme potansiyeli olan bir tasarıma yönelmek. Bizde ne Almanların sabrı, nede maddi kapasitesi olmadığını unutmadan en çabuğundan bugün evinin damında güneş su ısıtıcısı bulunan her eve birde güneş pili satmak. Beş sene evvel bir tane bile su ısıtıcısı olmayan bir köyde, bugün her evin damında bunları görmek mümkün, hatta bazı evlerde birden çokm bunlara camilerde dahil. Ayni grafik yeniden hayata geçirilebilir yeter ki çiftçinin, köylünün aklına yatacak maliyette, kolayca satın alınıp, kurulabilecek bir alternatif var olsun.

Lityum-iyon bataryaları üzerine Ar-Ge çalışmalarını başlattığını açıklayan AKÜTÜRK firmasına ve halihazırda elektrikli otoda dünya ilklerinden biri olan Bursa’da üretilip dünyayı değiştirecek otomobil üreticimize de büyük işler düşüyor, bu resimde. İdeal olanı bu üç sektörün bir araya gelip ortaklaşa kolları sıvaması ve bize bu 20 panoyu, otomobilimizin 200 kmlik menzilini ve/veya evimizin iki günlük elektrik ihtiyacını karşılayacak bu düzeneği sunması. O büyük güneş pili enerji tarlalarına ancak bu yoldan varılabilir. Sizi bilmem ama, ben çok iyimser ve ümitliyim Türkiye’den.

Yazan: Sinan Akay

Not: adı geçen yabancı firmalar gerçek adları ile, Türk firmaların ki ise (nazar değmemesi için:) alıntıdır.

 

 

About author

Senem Gençer
Senem Gençer 761 posts

Alternatifenerji.com’un kurucu ortaklarından biri ve CEO’su olan Gençer, 1971 yılında Diyarbakır’da doğdu. 1993 yılında ODTÜ İşletmeyi bitirdikten sonra, Johnson & Johnson Medical ve Yeni Zelanda Büyükelçiliği gibi farklı kurumlarda çalıştı. 2007 yılında güneş enerjisi ve LED aydınlatma konularında halen çalışmakta olan Ekogüneş’i ve Türkiye’nin ilk online solar ürün satış sitesi olan www.ekogunes.com’u kurdu. Gençer, aynı zamanda Güneş Enerjisi ve Sanayicileri Derneği GENSED’in kurucu üyelerindendir.

You might also like

Köşe Yazıları 0 Comments

Türkiye’nin Güneşi Enerjimiz Olsun

Ülkemize has bir kutlamadır, konvoy halinde yapılan “en büyük asker bizim asker” içerikli askere uğurlama törenleri..Son günlerde kamuoyunda yapılan tartışmalar da bana bunu hatırlatıyor açıkcası. Bin kere nükleere evet’çilerle bin

Köşe Yazıları

Biyogazın Doğru Kullanılması İle 2.000 MW/h’lik Enerji Mümkün

Biyogaz ve biyokütle projelerine odaklanmış olan Hun Biyogaz Ltd. Şti. verdiği hizmet ile, hayvansal ve tarımsal atık oluşturan sektörlere, uygun fiyatlı ve rantabl tesis projeleri sunarak, çiftliklerin giderek artan enerji

Köşe Yazıları

Elektrikli Oto Pahalı Ama Milli Çıkarlarımıza Uygun

BMW’nin elektrikli modeli i3’ün ortalama 40 bin eurodan satışa sunulacağını belirten Borusan Otomotiv İcra Kurul Başkanı Eşref Biryıldız ekliyor: Otomobil kulllanımımız arttıkça ülke olarak enerji ihtiyacımız da yükseliyor. Çözüm ise