“Enerjide Yeni Rönesans Yolda”

“Enerjide Yeni Rönesans Yolda”

Uluslararası Enerji Ekonomisi Birliği (IAEE) Başkanı Prof. Dr. Gürkan Kumbaroğlu: “Dünya ekonomisini belirleyen devlerin alternatif enerji kaynaklarına yönelmesi enerjide yeni rönesansın yolda olduğuna işaret.”

IMG_1622Dünya siyaset, ekonomi ve politikasını belirleyen en önemli sektörlerin başında enerji sektörünün yer aldığı söylenebilir. Sağlıklı ve doğru bir enerji politikası oluşturamayan ülkelerin gelecek açısından önemli sıkıntılar yaşayacağını öngörmek hiç zor değil. Bu derecede önemli olan enerji sektörüyle ilgili en önemli kuruluşlar arasında olan Uluslararası Enerji Ekonomisi Birliği (IAEE) Başkanı Prof. Dr. Gürkan Kumbaroğlu’yla enerji sektörünü geniş bir perspektifte ele aldık.

Dünyadaki enerji kaynaklarına erişim ve ulaşım olanakları, ülkelerin ekonomik, toplumsal ve siyasal düzlemde politikalarını nasıl etkiliyor?

Mal ve hizmet üretiminde enerji maliyetlerinin genel olarak kayda değer bir payı, dolayısıyla ülke ekonomisi ve toplumun refah düzeyi üzerinde de önemli bir etkisi söz konusu. Bu nedenle, enerji kaynaklarına erişim ve ulaşım olanakları toplumsal ve siyasal düzlemde politikaların şekillenmesinde oldukça önemli bir rol oynuyor. Öyle ki enerji kaynaklarına erişim uğruna tarihte savaşlar çıktığını görüyorsunuz.

Dünyadaki yeni enerji kaynaklarından yararlanarak, enerjide bağımlılığı azaltma, tüketici konumundan üretici konumuna geçme stratejisi ülkelerin enerji politikalarına nasıl yansıyor?

Yeni enerji kaynaklarına yönelimi daha çok gelişmiş ve Ar-Ge’si kuvvetli ülkelerde görüyoruz. Yeni kaynakların kullanımı teknolojik gelişmeyle daha ekonomik hale gelince, geleneksel kaynaklarla rekabet edebilir hale geliyor. Sonra da bu yeni teknolojilerin gelişmekte ve az gelişmiş ülkelere ihracıyla ayrı bir kazanç olanağı ortaya çıkıyor. Örneğin yenilenebilir enerji teknolojilerinde yaşanan gelişmeler Avrupa merkezli, kaya gazı teknolojilerinde yaşanan gelişmeler ise ABD merkezli olarak öne çıkıyor.

Fosil yakıtların kullanımının yol açtığı ifade edilen küresel iklim değişikliği, insan ve çevre sağlığına olumsuz etkiler, kaynağın tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olması gibi faktörler enerji sektöründe nasıl sonuçlar oluşturuyor?

Yakıtlar içerisinde küresel iklim değişikliği açısından en zararlısı kömür ve bu durum çeşitli ülkelerde kömür kullanımının kademeli olarak bitirilmesi yönünde adımlar atmasına neden olmuş durumda. Avrupa’da emisyon ticaret şeması ve sanayi tesislerine yönelik karbon kotaları bu yöndeki eğilimi destekliyor.

Uluslararası enerji birliklerinin daha etkin ve söz sahibi konuma gelmesi, gelecekte enerjinin dünyadaki tüm ülkeler ve uluslar için daha sürdürülebilir bir nitelik kazanmasında nasıl bir rol oynayabilir?

Politize olmamış ve tüm kesimlerle işbirliği içerisinde bulunan uluslararası birlikler farklı kesimler arasında bir nevi köprü rolü üstlenebilirler. Bu tarz kuruluşlar daha sürdürülebilir bir geleceğin kapısını aralayarak, ülkeler ve uluslararası iletişimin gelişmesine ve enerjide işbirliği ile rasyonel sürdürülebilir kararların verilmesine destek olabilirler. Örneğin IAEE Başkanlığı’na seçilmemden sonra geliştirdiğim proje IAEE Avrasya Enerji Birliği ile bu köprüyü kurmayı hedefliyoruz. Kafkaslardan Balkanlara uzanan bir coğrafyada 18 ülkeyi içine alacak bir oluşum için hazırlıklarımızı sürdürüyoruz. Konuyla ilgili görüşmelerimiz de olumlu şekilde devam ediyor.

Enerji arz güvenliği açısından, ABD, Rusya ve Çin gibi dünya ekonomisinin belirleyici unsuru olan ülkelerin fosil yakıt kullanımını sürdürürken, alternatif enerji kaynaklarına yönelmelerini, gelecekteki enerji tablosu açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dünyada alternatif enerji kaynaklarının gelişerek yaygınlaştığı düşük karbon ekonomisine yönelik bir geçiş döneminde olduğumuzu düşünüyorum. En son Almanya’da gerçekleştirdiğimiz IAEE Avrupa konferansımızda “Phasing Out Carbon and Uranium” ana başlığı altında enerjide nükleerden ve kömürden çıkış planlarını tüm yönleriyle irdeledik. Son konferanslarımızın hepsinde Çin’deki Asya konferansımızda da, ABD’deki dünya konferansımızda da, Kolombiya’daki Güney Amerika konferansımızda da alternatif enerji kaynakları üzerine çok konuştuk ve yayınlarımızda da giderek daha çok yer veriyoruz. Alternatif enerji kaynaklarına yönelik olarak özellikle gelişmiş ülkelerde yoğun bir çalışma olduğunu gözlemliyorum. Zaten düşük karbon ekonomisine geçiş sağlanamadığı takdirde küresel bir çevre felaketi ile karşı karşıya kalacağız. Dünya ekonomisinin belirleyici unsurları da bunun farkında ve alternatif enerji kaynaklarına yönelmelerinin arkasındaki temel nedenlerden birisi. Geçiş döneminin sonucu olarak bir enerji rönesansını da bu devlerin yönlendirmesi ile yaşayacağız kanısındayım.

Avrupa Birliği’nin bir yanda toplam enerji üretiminde yenilenebilir enerji kaynaklarının payını artırma öte yanda, uluslararası doğalgaz ve petrol kaynaklarından doğrudan ve daha ucuz şekilde yararlanma politikaları Türkiye ve bölge ülkelerinin enerji arz güvenliğini ne yönde etkiliyor?

AB’nin enerji politikaları Türkiye’nin enerji arz güvenliğini doğrudan etkilemiyor çünkü Türkiye AB üyesi değil ve Avrupa Komisyonu’nun kararlarının Türkiye üzerinde bir bağlayıcılığı yok. Ama AB politikalarının dolaylı etkisinin bulunduğunu ve bunun arz güvenliği bağlamında olumlu olduğunu düşünüyorum. Çünkü yenilenebilir enerjide örnek teşkil ediyorlar ve teknolojinin gelişerek daha ekonomik hale gelmesini sağlıyorlar. Ekonomik olunca da teknolojiyi ihraç ederek geliştirme safhasında ayrılan, maddi olanakları fazlasıyla geri kazanma şansına kavuşuyorlar. Doğalgazda ise AB’nin Rusya ile yaşadığı son görüş ayrılığı Türkiye için enerji arz güvenliği açısından çok olumlu oldu. Çünkü artık Avrupa gazı Türkiye’den alacak. Avrupa’nın gazı başka kaynaktan doğrudan ve daha ucuza getirtmesinin olası olmayacağını düşünüyorum. Avrupa’ya Katar’dan sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) getirilmesine yönelik bir çalışma başlatılmış durumda ancak sıvılaştırma ve gazlaştırma maliyetlerinden dolayı LNG’nin boru hattından gelecek doğalgazla rekabet etme şansı yok. Örneğin Avrupalı enerji devleri BP ve Statoil’un en son görünüm raporlarına baktığımızda 2030 yılına kadar Avrupa’daki talebin yaklaşık 150 milyar metreküp artacağını görüyoruz.

Türkiye’nin enerji sektöründe dış bağımlılığı azaltma ve enerji arz güvenliği sağlama yönünde izlediği enerji politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Enerjide dışa bağımlılığı azaltmak ve arz güvenliğini sağlamak son derece önemli. Bu sadece Türkiye için değil, bütün ülkeler için geçerli. Genel anlamda çok doğru bir politika olmakla birlikte içi doldurulurken tüm boyutların incelenmesi, politikaya yönelik yol haritasının stratejik, ekonomik ve çevresel değerlendirmelerle birlikte ortaya konması gerekir. Türkiye özelinde baktığımız zaman coğrafi konumu ile enerji konusunda son derece avantajlı bir ülke olduğumuz görülüyor. Bir taraftan yenilenebilir enerjide birçok Avrupa ülkesine kıyasla çok daha yüksek potansiyele sahip durumdayız. Diğer taraftan petrol ve gazda, arz tarafı çok önemli rezervler ile hemen yanı başımızda komşu ülkelerdeyken talep tarafı öbür yanımızda yer alıyor. Bunun yanı sıra kayda değer kaya gazı ve petrolü rezervleri ile umut veren bir doğal zenginliğin de içerisinde bulunuyoruz. Türkiye’nin yenilenebilir enerji teknolojilerini yaygınlaştırmak istemesini çok olumlu karşılıyorum. Bunu gerçekleştirmeye yönelik politikaların ise teknoloji bazında sayısal hedef belirleyerek teşvik vermekten ziyade karbon piyasasını oturtmaya odaklı olması gerektiğini düşünüyorum. Bunun dışında dışa bağımlılığı azaltma stratejisi kapsamında fosil yakıtlarda doğal gaz kullanımının azaltılması, kömür kullanımının ise arttırılması hedefleniyor. Kanaatimce fosil yakıtlarda tam tersi yönünde bir enerji politikası izlenmesi gerekir.

Enerji yoğunluğu ve enerji tüketimi her yıl artan bir ülke olarak Türkiye’nin fosil yakıtların kullanımın artması, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelme çabası, enerji verimliliğini sağlama gibi girişimleri orta ve uzun vadede ne gibi sonuçlar verecektir?

Orta vadeye baktığımızda özellikle 2023 yılına yönelik kaynak kullanım hedefleri konulmuş olduğunu görüyoruz. Elektrik Enerjisi Piyasası ve Arz Güvenliği Stratejisi Belgesi’nde yer alan sayısal hedeflere göre 2023 yılına kadar doğal gazın elektrik üretimindeki payı yüzde 30’un altına düşürülecek, nükleer santrallerin elektrik üretimindeki payı en az yüzde 5 olacak, rüzgar kurulu gücü 20,000 MW ve jeotermal 600 MW olacak. Bununla birlikte diğer yenilenebilir potansiyelin değerlendirilmesi, bilinen linyit ve taşkömürü kaynaklarının 2023 yılına kadar elektrik üretimi amacıyla değerlendirilmesi ve ithal kömüre dayalı santrallerden de yararlanılması hedefleniyor. Ben bu noktada özellikle iklim değişikliği stratejisi ile bir çelişki olduğunu, hedeflendiği şekilde kömür odaklı bir elektrik üretim sisteminin Türkiye’nin karbon yoğunluğunu önemli ölçüde arttırarak gelecekte gerek AB’ye tam üyelik kapsamında, gerekse Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne yönelik Kyoto sonrası yeni bir Uluslararası Anlaşma müzakereleri çerçevesinde Türkiye’ye zorluklar çıkarabileceğini düşünüyorum.

Türkiye’nin Avrupa, Orta Doğu, Kafkasya, Ön Asya ve Afrika bölgelerine uzanan coğrafi ve jeopolitik olanakları, enerji arz güvenliğini sağlama ve bölgesel enerji hattı oluşturma gibi avantajlar oluşturuyor mu?

Kesinlikle oluşturuyor. Türkiye, enerji arz kaynaklarına yakınlığı ve Avrupa’daki talep merkezlerine erişimde stratejik coğrafi konumu ile jeopolitik olarak çok büyük öneme sahip. İçinde bulunduğumuz coğrafyada politik gelişmeler jeopolitikaya şekil veriyor. Rusya-Ukrayna krizinden Avrupa’nın çıkardığı ders kaynak çeşitlendirmesinin önemi ve Rusya’ya bağımlılığın azalması yönünde oldu. Rusya’nın AB ile ters düşünce Güney Akım projesini iptal ederek yerine Türk Akım projesini hayata geçirmeyi kararlaştırmış olması, ülkemizde bir enerji terminali oluşturulmasına yönelik öne çıkardığı potansiyel açısından büyük fırsat oluşturmuş durumda. Rusya’nın işbirliği önerisi Türkiye’yi enerjide bir geçiş ülkesi olmaktan çok öte bir noktaya taşıyacak potansiyel içeriyor. Çünkü gelecek yeni boru hattının Yunanistan sınırında oluşturulacak dağıtım merkezinde son bulması, hattın bitiş noktasının ise Türkiye olması öngörülüyor. Sadece Rusya’dan değil, Hazar bölgesinden ve Ortadoğu’dan gelecek yeni kaynaklarla beslenecek şekilde terminal vizyonu geliştirilebilirse bölgede gaz ticaretinin yapıldığı, fiyatların belirlendiği ülke konumuna erişecek. Son aylarda yaşanan bu jeopolitik gelişmeler Türkiye’nin enerji arz güvenliğini çok olumlu etkileyecek. Biz de bu coğrafyadaki ülkelerin enerjide bölgesel avantajları iyi anlayıp daha geniş yararlanmasının önünü açmak için IAEE bünyesinde bir Avrasya Enerji Birliği kurmak üzere çalışma başlattık. Avrasya Birliği altında Rusya ile Ukrayna, Kosova ile Sırbistan’ı bir araya getirmek ve hep savaşlara neden olan enerjinin bu sefer barış ortamının gelişimine katkı sağlamasını istiyoruz. Bu bölgesel yapılanmamızın merkezini Türkiye’de oluşturmayı düşünüyoruz.

Enerji kaynaklarına ulaşım, üretim ve ihraç etme açısından orta ve uzun vadede Türkiye nasıl bir konuma sahip olacaktır?

Öncelikle, Türkiye’nin yenilenebilir enerji potansiyelinden bahsetmek isterim, ülkemiz birçok Avrupa ülkesine göre çok daha ekonomik. Güneş enerjisinde Almanya ile karşılaştırma yapacak olursak, Türkiye’nin güneş enerjisinde gerek güneşlenme süresi gerekse radyasyon değeri bakımından potansiyeli en düşük bölge Karadeniz bölgesi. Almanya’nın ise potansiyeli en yüksek bölgesi güneyde yer alan Bayern eyaleti. Karadeniz’in güneş enerjisi potansiyeli Bayern’den daha yüksek. Bir başka ifadeyle, Karadeniz’de güneş enerjisi kullanmak Bayern’e kıyasla daha ekonomik. Yani Almanya’nın potansiyeli en yüksek bölgesinde yenilenebilir enerji kaynağının maliyeti Türkiye’nin potansiyeli en düşük bölgesine kıyasla daha pahalı olacak. Oysa kurulu güce baktığınızda çok farklı bir tablo ile karşılaşıyorsunuz. Türkiye’de güneş enerjisi kurulu gücü 45 MegaWatt iken bu rakam Almanya’da 38,000 MegaWatt. Yaklaşık 850 kat daha fazla kurulmuş Almanya’da. Hidroelektrikten rüzgara bizim tüm yenilenebilir enerji kaynaklı elektrik üretimimizi topladığınızda Almanya’nın bir güneşi kadar etmiyor.

Bunun dışında fosil yakıtlara baktığımızda Türkiye’de kayda değer miktarda kaya gazı ve petrolü olduğunu görüyoruz. Bizim IAEE olarak kurumsal üyelerimiz arasında yer alan Amerikan Bilgi İdaresi’nin (EIA) yaptırdığı 41 ülkeyi ve 137 sahayı kapsayan çalışmanın sonuçlarına göre özellikle Güneydoğu Anadolu bölgesinde ciddi bir potansiyel söz konusu. 83 bin 139 kilometrekarelik havza dahilinde 10 bin 463 kilometrekarelik bir alanı kapsayan rezervuarlarda 2.9 trilyon metreküplük kaya gazı ve 87 milyar varil kaya petrolü bulunduğu hesaplanmış durumda. Teknik olarak değerlendirilebilir durumda olan rezerv potansiyeli ise 289 milyar metreküp gaz ve 4.5 milyar varil petrol olarak belirlenmiş. Güneydoğu Anadolu havzası Hatay’dan Hakkari’ye kadar uzanmakta olup Gaziantep, Adıyaman, Kilis, Şanlıurfa, Mardin, Batman, Siirt ve Şırnak’ı da kapsamakta ve “Dadaş formasyonu” olarak adlandırılan rezervuar özellikle Diyarbakır çevresinde yoğunlaşmakta. Dadaş formasyonu yerin 2 ila 4 km altında yer almakta olup kalınlığı yaklaşık 300 metreyi buluyor. Bahsettiğim 289 milyar metreküplük rezerv içeriği metan olan standart kaya gazı bileşiminde. Bugünkü talep miktarları üzerinden Türkiye’nin en az 7 yıllık tüketimini karşılayacak düzeyde. Bu rakamları telaffuz ederken temkinli olmak adına muhafazakar bir anlayışla konuşuyorum. Saha çalışmalarından elde edilecek sonuçlar, daha yüksek miktarlarda üretim yapılabileceğini ortaya koyabilir. Nitekim en azından benim hesaba katmadığım, etan ve butan gibi doğalgaz sıvıları içeren “ıslak gaz” rezervi de aynı Güneydoğu Anadolu havzasında değerlendirilebilir durumda 195 milyar metreküp olarak hesaplanıyor. Buna ilaveten Trakya bölgesinde de 34 milyar metreküp standart “kuru” kayagazı ve 144 milyar metreküp “ıslak” gaz teknik olarak değerlendirilebilir durumda bulunuyor. Güneydoğu Anadolu’daki standart kaya gazı rezervleri üstüne ıslak gaz ve Trakya’daki rezervler de eklendiğinde Türkiye’nin 15 yıllık tüketimini karşılayacak bir rezerv eder.

Türkiye’nin enerji sektörü açısından gereksinim duyduğu yasal düzenleme ve yenilikler nelerdir?

Türk Akımı’yla Türkiye’nin önüne çıkan Enerji Terminali vizyonu ve inşaatına bu yıl başlanması beklenen nükleer santrale ilişkin yasal düzenlemelere ihtiyaç duyulmakla birlikte bu soruya, Türkiye için gelişme potansiyeli bulunduran yenilenebilir enerji ve kayagazı odaklı cevap vermek isterim.

Yenilenebilir enerji teknolojilerinin yaygınlaşabilmesi için altyapı yetersizliklerinin, finansmanda ve uygulamada yaşanan sorunların giderilmesi gerekir. Örneğin 1MegaWatt’dan az kurulu güç için lisans alınmasına gerek yok. Lisansa gerek yok ama örneğin çatınıza elektrik üretimi amaçlı bir güneş paneli koymaya kalktığınızda karşınıza çıkacak bürokratik engellere bakalım. Bir kere projenin ilgili belediyede imara işletilmesi gerekiyor ve bu noktada çatıya ilave bir kat çıkıyormuş gibi bürokrasi ortaya çıkabiliyor. 2 MegaWatt kurulu güce kadar elektrik sistemleri zaten ÇED’den muaf olarak paneli çatınıza yerleştirecek iken Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan ÇED’e tabi değildir yazısı alınması gerekiyor. Elektriği kendiniz kullanmayacağınız zaman devlete satabiliyorsunuz teorik olarak ama pratikte bağlanılacak trafo merkezinin kapasitesi buna engel olabiliyor. Bundan bir ay kadar önce güneş ve rüzgar enerji santralleri için 45 ildeki 183 trafo merkezinde toplam 2 bin 958 MegaWatt’lık lisanssız bağlantı kapasitesi açıklandı. Bu rakamdan aslında Türkiye’de altyapı yatırımına ihtiyaç olduğu anlaşılıyor. Bu durum güneş enerjisi santrallerinin yaygınlaşmasının da önünde bir engel teşkil ediyor.

Kaya gazında ise kaynakların çevreye, doğaya zarar vermeden sürdürülebilir şekilde yeryüzüne çıkartılmasını sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılmasını birincil öncelikli konu olarak görüyorum. Kaya gazının çıkartılması uğruna içme ve kullanma suyu havzaları, ormanlar ve doğal koruma alanları feda edilmeyecek şekilde düzenlemeler yapılmalı. Bu bölgeler tespit edilip çalışma yapılması sınırlanmalı, diğer bölgeler için de minimum standartlar ve kontrol mekanizmaları tanımlanmalıdır. Ayrıca “fracking” dediğimiz kırma yönteminde kullanılan kimyasalların kontrolü büyük önem taşıyor. ABD’nin deneyimi ve Avrupa’nın ilgili yönetmeliklerinin Türkiye’nin kaya hidrokarbonlarını çevreye zarar vermeden sürdürülebilir bir şekilde değerlendirebilmesine olanak sağlayacak düzenlemelerin yapılmasında Türkiye için yol gösterici olabileceğini düşünüyorum.

Dünyada enerji sektörünün geleceğini nasıl öngörüyorsunuz?

Dünya enerji sektöründe yenilenebilir enerji teknolojilerinin yaygınlaşmasına yönelik hedefler ve politikalar sonucunda bu yönde bir değişim olacağını söyleyebiliriz. Örneğin Avrupa Birliği’nin 2020 hedefi; enerjisinin yüzde 20’sini, 2030 hedefi ise yüzde 27’sini yenilenebilir kaynaklardan elde etmek. Avustralya’nın elektrik enerjisinde yenilenebilir enerji kullanımı için 2020 hedefi yüzde 20’lik bir oran. Çin’de ise elektrik üretiminde bugün yüzde 10 düzeyinde olan yenilenebilir enerji payının 2030 yılına kadar ikiye katlanması hedefleniyor. ABD’de durum eyaletten eyalete değişiklik gösterirken yenilenebilir enerji konusunda en duyarlı eyaletlerden birisi olan Kaliforniya’da 2020 hedefi elektrik enerjisinin yüzde 33’ünü yenilenebilir enerjiden elde etmek. Özetle dünya genelinde yenilenebilir enerji teknolojilerine doğru bir gidiş var. Bununla birlikte diğer fosil yakıtlara göre daha temiz ve ucuz bir alternatif olarak doğal gazın özellikle de yeni kaya gazı teknolojileriyle yaygınlaşacağı bir döneme giriyoruz. Nitekim ABD’de bu değişim son yıllarda kaya gazında baş döndürücü bir hızla yaşanan üretim artışı ülkeyi önümüzdeki yıl artık net ihracatçı konumuna getirme noktasında. ABD dışında da birçok ülkede kaya gazı rezervi var. Çin’deki rezerv miktarı ABD’nin rezervlerinin yaklaşık iki katı. Arjantin ve Cezayir’deki potansiyel de ABD’dekinden daha yüksek. Türkiye’de de özellikle Güneydoğu Anadolu bölgesinde kayda değer miktarda kaya gazı rezervi var. Önümüzdeki yıllarda dünya genelinde yenilenebilir enerji ve gaz yakıtlı teknolojilerin yaygınlaştığı dönemlere ulaşacağımızı düşünüyorum.

Uluslararası Enerji Ekonomisi Birliği’nin (IAEE) olarak çalışma ve faaliyetlerinizden söz eder misiniz?

Enerji ekonomisinde dünyadaki lider kuruluş olarak, 100’ün üzerinde ülkede 4500’den fazla üyemizle alanında en güncel gelişmelerin tüm yönleriyle en doğru biçimde değerlendirilmesine zemin hazırlayan, enerjinin tüm boyutları ile ekonomik açıdan doğru değerlendirmesini ve daha iyi anlaşılmasını sağlayacak, mevcut bilgiyi geliştirerek ileriye götürecek, ilgili tüm kesimler ve uzmanlar arasında iletişimi geliştirip sağlıklı karar vermeye katkıda bulunacak çalışma ve faaliyetler içerisinde bulunuyoruz. Bu kapsamda IAEE bünyesinde düzenli olarak yılda en az dört uluslararası konferans düzenliyoruz, süreli yayın olarak sektörde çok saygın yeri ve yüksek etki faktörü olan “The Energy Journal” ile “Economics of Energy & Environmental Policy” isimli dergilerimiz var ki bunlar akademik içeriği yüksek düzeyde olan yayınlarımız. Ayrıca düzenli olarak kısa makalelerin yanı sıra faaliyetlerimiz hakkında da bilgi veren “Energy Forum” isimli bir dergi de çıkarıyoruz. Bunlara ek olarak stratejik olarak önemli gördüğümüz bölgelerde yerel etkinlikler düzenliyoruz. Bu kapsamda Hazar bölgesinden Balkanlar’a uzanan Avrasya coğrafyası, Ortadoğu,  Batı Afrika,  Asya’da ise Pakistan, Çin ve Singapur IAEE ağını geliştirmek üzere odaklanmayı hedeflediğim öncelikli bölgeler arasında. Amacım misyonumuz çerçevesinde bu bölgelerdeki profesyonellerin de uluslararası sinerjimizden faydalanmasını sağlamak. Bu bölgelerin dışında Avustralya, Avrupa ve Amerika’da zaten oturmuş bir yapımız var ve sürekli etkinliklerimiz yapılıyor. Ayrıca IAEE’nin eğitimde ilk projesini hayata geçirmek için de çalışıyoruz. Gençlere yönelik yaz okulları ve sertifika programları başlatmayı planlıyoruz.

Hüseyin B. Ekmekçi

huseyin.ekmekci@alternatifenerji.com

About author

Huseyin Bumin Ekmekci
Huseyin Bumin Ekmekci 2122 posts

İ.Ü. İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünden mezun H. Bumin Ekmekçi. 15 yılı aşkın süredir ağırlıklı olarak, sektörel ve kurumsal yayıncılık alanında yazı işleri, editör, yayın direktörlüğü ve sorumlu yazı işleri müdürlüğü pozisyonlarında görev yapmaktadır. Kendisi platformumuzda muhabir olarak görev yapmaktadır.

You might also like

Elektrikli araçlar 0 Comments

Opel’den Yeni Elektrikli Otomobil; Ampera-e

Opel’in yeni elektrikli otomobili Ampera-e 1-16 Ekim tarihlerinde gerçekleşecek Paris Otomobil Fuarı’nda meraklılarıyla buluşacak. tr.wikipedia.org’dan aldığımız verilere göre, Adam Opel AG veya kısaca Opel, 1862 yılında Adam Opel tarafından kurulan

Güneş EnerjisiB 0 Comments

B&W’den Her Ay 3 MW’lık Enerji Santrali Kurulumu Hedefi

Güneş enerjisi sektörüne yoğunlaşan B&W Enerji, bu yıl her ay için 3 MW’lık santral kurulumu yapmayı hedefliyor. Güneş enerjisi sektörü vites yükseltirken, firmalar da yatırımlarını artırma çabasında. Bu anlamda güneş

HABERLER

Tesla Hedef Küçülttü

Tesla, geçtiğimiz gün üçüncü çeyrek verilerini açıkladı. Genel teslim rakamı ikinci çeyrekle neredeyse aynı. Oysa ki Tesla’nın yıllık satış hedefi ise çok daha fazlaydı. Dünyada elektrikli araç pazarındaki gelişmeler, üreticileri