“Enerji Sektöründe Mevcut Altyapının Yarattığı Kaygılar ve Çözüm Önerileri”

“Enerji Sektöründe Mevcut Altyapının Yarattığı Kaygılar ve Çözüm Önerileri”

Bilindiği gibi, mevcut dünya düzeni ve oluşan çevresel felaketler insanların “enerji alışkanlıklarını” değiştirmeye zorlamaktadır. Olağan doğa olaylarının dışında, çevre felaketleri yaşadığımız artık kimse tarafından yadsınamaz bir gerçek haline gelmiştir. Bu tür olaylara önlem almak kimin elinde pekiyi?

Tabi ki insanoğlunun. Fakat insanoğlu bugüne kadar alışkanlıklarından taviz vermeyerek, işi geri dönülemez bir boyuta taşımayı ısrarla sürdürmektedir. Bu yazının yazılmasındaki asıl amaç, insanoğlunun bir gün kararını değiştirerek, enerji devrimini gerçekleştirdiğinde, karşılaşacağı mevcut altyapı sorunları ve sektördeki değişkenleri tanımlayarak, daha düzgün bir temel üzerine enerji politikalarını oturtmalarını sağlamaktır.

Özellikle, yenilenebilir enerji kaynakları ve verimli enerji kullanımına geçiş arttıkça, çevre açısından bu tür sıkıntıların azalacağı da kuşku götürmez bir gerçektir.

Öncelikli olarak, Türkiye açısından durumu irdeleyelim ve daha sonra dünyaya bakalım.

Türkiye, yaklaşık 70.000 megawatt kurulu gücü aşmış durumda ve her geçen gün kurulu güce entegre santral sayısı arttırılmaktadır. Yaklaşık 6 yılda elektrik üretimi için harcanan 6 milyar dolarlık yatırım da hatırı sayılır bir yatırım olarak göze çarpıyor. Fakat, Türkiye’ de asıl sıkıntı yerli teknolojinin henüz üretilememesi veya oyunun içine dahil edilememesi, böylece her türlü dolar kuru dalgalanmasında en çok hasarı alan sektörlerin başında enerji sektörünün gelmesidir.
Bugüne kadar enerjinin her alanına yapılan yatırımları, üst üste koyarsak 100 milyar doları geçen bir yatırım söz konusu. Sektördeki pırıltılı günler geride kalmış gibi görünüyor; çünkü dolar kurunun fırlaması, devlet tarafından baskılanan elektrik ve doğal gaz tarifeleri, çapraz sübvansiyon uygulaması, karar alma süreçlerindeki gecikme, gereği gibi yapılmayan fizibiliteler nedeniyle sektör zor günler geçiriyor.

Zordaki şirketlere, asıl büyük darbe serbest piyasada oluşan elektrik fiyatlarından geliyor. PMUM olarak da alınan piyasada elektrik fiyatları, son dönemde ciddi biçimde düştü. 2009 yılı Aralık ayında 13,785 krş/kWh olan Sistem Marjinal Fiyatı, Mayıs 2015 ortalaması 11,301 krş/kWh oldu. Aralık 2009 sonunda döviz kurunun 1,49 TL/dolarken Mayıs 2015 sonunda 2,66 TL/dolara çıktığı göz önüne alındığında dolar/cent bazında fiyatlar 9,22 cent/ kWh’ten 4,25 cent/kWh’e düştü (Suphi vd. 2015)

Pekiyi bu sıkıntılı durum nasıl çözülecektir? Hiç mi bir çözüm yolu yoktur?
Elbette, bunlar çözümü olmayan problemler değildir. Kısmi politika değişiklikleri hem özel şirketleri rahatlatacak, iflas kaygısından uzaklaştıracak, hem de kamu kurumlarının elde tuttuğu yüzde 50’lik piyasa payının azaltılarak, rekabetçi piyasanın oluşmasını sağlayacaktır.

– Karar Alma Süreçlerinin Hızlanması: Karar Alma süreçleri ve bürokrasi azaldıkça, piyasada işler daha hızlı yürüyecek ve gelişim daha kolay sağlanacaktır. Her türlü gecikme üreticiye olumsuz yansımakta, dolayısıyla tüketiciyi zor durumda bırakmaktadır.

– Otomatik Fiyatlandırma: Sabit bir fiyatlandırmanın aksine, otomatik fiyatlandırma üreticiye daha rekabet edilebilir bir piyasa sunacaktır.
-Altyapı Yatırımlarının Tamamlanması: İvedilikle tamamlanacak yatırımlar ile her bölgede adil dağıtım ve üretim ortamının oluşturulması gerekmektedir.

– Finansman Kararları: Özellikle, dış kaynaklı hibeler veya bakanlığın vereceği uzun vadeli düşük faizli kredi finansman destekleri, yatırımları daha da hızlandıracak ve arz- talep dengesi bakımından daha güvenilir bir enerji piyasası oluşturacaktır.

– Yerli Üretimin Teşviki: Petrol ve doğal gazdan elektrik üretiminin her yıl artış göstermesi yerine yerli kaynak olan kömür ve fuel-oil’in oyuna daha fazla entegre edilmesi gerekmektedir. Ülkemiz mevcut kısa vadede çok çevreci görünmese de bu bir zorunluluk haline gelmiştir.

– Alternatif Yatırımların Artırılması: Yenilenebilir teknolojilerin üretimi, Ar-Ge’si mutlak suretle desteklenmeli, mevcut yatırım planı içindeki yatırımcılar desteklenmelidir. Önlerindeki bürokratik engeller, çantacıları pasifize edecek şekilde kaldırılmalıdır.

-Verimsiz Santrallerin bakımı: Verimsiz olarak faaliyet gösteren santraller, mutlak suret ile rehabilite edilmeli ve teknolojileri iyileştirilmelidir.

-Devlet Tarafından Müdahale Edilmeyen Piyasa: Özellikle, son özelleştirmelerin ardından özel sektör firmaları devletin artık oyun dışında kalmasını ve oyuna dışarıdan müdahale etmemesini istemektedir. Tabi ki tam bağımsız bir piyasadan söz edilemez ama bu özelleştirme yapıldıysa, devletin de bu konuyu göz önünde bulundurarak bazı politikalar üretmesi gerekiyor.

Dünyadaki Enerji Piyasası Görünümü

Dünya ülkelerinde mevcut durum, özellikle yerli kaynakların üretime alınması ve öncelikli olarak yerli kaynakların oyun içine dahil edilmesi şeklinde kendini gösteriyor. Özellikle, Avustralya bu konuda çok fazla katı politikalar izliyor. Ülke ileriye dönük yenilenebilir yatırımlara sınırlama getirdi ve kömür rezervlerine öncelik vereceğini açıkladı. Çünkü Avustralya, Çin’den sonra en büyük kömür üreticisi.

Bir diğer yandan ise, Almanya geçtiğimiz hafta ülke elektriğinin yüzde 75’ini yenilenebilir kaynaklardan sağlarken, Danimarka ise yüzde 100 rakamına ulaştı ve fazla enerjiyi Avrupa ülkelerine sattı.

Avrupa Birliği ülkeleri ise, 2020 hedeflerine ulaşmak adına var güçleri ile yatırım yapmakta. Mevcut durum ve alt yapı ile 2020 yılında AB’nin enerji faturasını yüzde 20 düşürme, 2 milyon iş fırsatı yakalama ve mevcut Ar- Ge faaliyetlerini arttırma hedeflerini tutturmaları imkansız görünmüyor.

Amerika ise, 2050 Vizyon Planı’nda bazı revizyonlara gitmesine rağmen büyük resmi görerek, yenilenebilir enerji yatırımlarını ikinci plana atarak, enerji verimliliği yatırımlarını hızlandırma kararı almıştır. Raporda geçen mevcut ifade şudur;

-Enerjideki talep artışının yarısının enerji verimliliğinden karşılanması,

-Enerji faturalarında 100 milyar dolarlık düşüş, ekonominin genelinde ise 500 milyar doların üzerinde tasarruf sağlamak.,

– Sera gazlarının salımın da yıllık 500 milyon ton civarında azalma (bu 90 milyon aracın trafikten çekilmesine eşdeğerdir ) sağlamak,

-20 yılda, her biri 500 megawatt gücünde 100 den fazla elektrik santraline gereksinim duymamak.

Türkiye’nin yapması gerekenler

Bizim şu an ülke olarak yapmamız gerekenleri baştan sıralamak gerekirse şunları söyleyebiliriz:

– Enerji Diplomasisini İyi Yönetmek: En doğru strateji, sorunlar ağırlaşmadan ve değişim hızlanmadan önce kendimizi yeni dünyaya adım adım hazırlamak. Bir kez dışında kaldığımız dünyaya, tekrar uyum göstermenin maliyeti çok daha yüksek olabilir (Ünal,2015).

-Enerji Verimliliğini Ayrı Bir Kaynak Olarak Görmek: Bu politikadan çok gereklilik durumundadır. Çünkü ürettiğiniz enerjiyi verimli kullanamadıktan sonra bir kıymeti yoktur.

-Olmazsa Olmaz Ar- Ge: Türkiye’nin oyunun içine kendini dahil etmesi için olmazsa olmaz bir kavram olan Ar- Ge ile, yerli teknoloji üretimi ve sisteme iyileştirme entegrasyonları mutlaka sağlanmalıdır.

-Yerelden Genele Anlayışı: Yerel Yönetimlerin Türkiye’ de oyuna dahil olması çok önemli. Çünkü burada başlayacak gelişim basamakları halk tarafından daha fazla kabul görecek ve destek alacaktır. Böylece bilinçlenme aşaması daha kolay aşılmış olacaktır. Yerel Yöneticilerin artık verimsiz politikalardan vazgeçerek, “yeşil dünya-yeşil gelecek” anlayışını benimsemeleri gerekiyor. Lüks belediye binaları yapılırken, bu binaların enerji sarfiyatları ve milli servet gözetilmelidir. Stockholm, Vancouver ve Kopenhag örnek alınmalıdır.

-Enerji Arz Güvenliği’ nin Artırılması: Enerji Verimliliğinde başarı sağlandıkça kendiliğinden oluşacaktır.

-Ekolojik Okur-Yazar Bireyler ve Yönetimler Oluşturmak: Özellikle, en önemli madde bu. Yaşadığı çevreyi okumayı bilen yöneticiler ve halka sahip olmak oyuna 3-0 4-0 önde başlamak gibi bir şeydir. Bu yüzden, ekolojik okur-yazarlığa yönelik eğitim programlarının artırılması gerekmektedir. Okullarımızda zaten yap- boza dönen eğitim sisteminde küçük değişiklikler ile bu kavrama yer verilmelidir. Şunu unutmayın Amerikan okullarında sınıflarda “Will Climate Change Harm Us?” yazıyor. Yani “İklim Değişikliği Bize Zarar Verecek mi?” sorusu fiş olarak asılıyor. Bizde ise hala Ali ata bakıyor, Işık ılık süt içiyor ifadelerini öğretiyoruz.
Unutmayalım, seçtiğimiz çevre ve sürdürülebilirlik politikası ve ona ne kadar bağlı olduğunuz, nasıl bir çevrede yaşamak istediğinizin göstergesidir.

Orkun TEKE
Mühendis- Araştırmacı

KAYNAKÇA
Suphi vd. 2015 “Enerji Sektöründe İflas Kaygısı” Enerji Panorama Dergisi Sf: 32-34
Ünal, S. 2015 “Enerji Diplomasimiz Geleceğe Hazir mı?” Enerji Panorama Dergisi Sf: 58-60
Teke, O. 2013 “Türkiye de ve Dünyada Yenilenebilir Enerji Ar- Ge Stratejilerinin Değerlendirilmesi”
TMMOB Mak. Müh. Mühendis ve Makina Dergisi

Bu yazıdaha önce milliyetblog’da yayımlanmıştır.

About author

Huseyin Bumin Ekmekci
Huseyin Bumin Ekmekci 2122 posts

İ.Ü. İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünden mezun H. Bumin Ekmekçi. 15 yılı aşkın süredir ağırlıklı olarak, sektörel ve kurumsal yayıncılık alanında yazı işleri, editör, yayın direktörlüğü ve sorumlu yazı işleri müdürlüğü pozisyonlarında görev yapmaktadır. Kendisi platformumuzda muhabir olarak görev yapmaktadır.

You might also like

Köşe Yazıları

Cengiz Aktar- “Kirli Enerji Lobicileri”

Kirli enerji lobicileri Salı günkü güneş enerjisinin çevresel önemine vurgu yapan yazı kirli enerji lobicilerini tetiklemiş. Hükümetin 600 MW ile sınırlandırdığı güneş enerjisinin bir vizyon ve tercih sorunu olduğunu yazmıştım.

Köşe Yazıları

Türkiye’nin Güncel Enerji Profili ve Yenilenebilir Enerjinin Payı

Türkiye ekonomisi son yıllarda hızlı bir büyüme performansı sergilemektedir. TÜİK tarafından yayınlanan 2002- 2011 yıllarını kapsayan son on yıllık dönemde gerçekleşen yıllık ortalama büyüme verilerine bakıldığında, 2009 yılındaki -%4,9’luk negatif büyüme

Köşe Yazıları

İlker Bilbil: ” Mis Kokulu Enerji”

Şu anda ağırlıklı doğalgaz ile ısınıyoruz. Arabalarımız hâlâ fosil yakıtlar ile çalışıyor. Beraberinde gelsin karbon salınımı ve iklim değişikliği. Türkiye’de bir restoran sahibi yaşarmış. Karakış günü, restoranın bahçesindeki her masanın