“Enerji Piyasasını Seçtiğim İçin Ailemden Hep Özür Dileyeceğim”

“Enerji Piyasasını Seçtiğim İçin Ailemden Hep Özür Dileyeceğim”

“Bir Fincan Sohbet” serimize başlamamızdaki en önemli neden, enerji sektörünün çok fazla gri – lacivert takım elbiseli ve erkek dominant bir yönetici kadrosunun olması ve benim bir kadın olarak bundan sıkılmam. Aslında bu “ciddi” görünümlü sektörde tanıdığım ve tanıtmak istediğim hayli enerjik, eğlenceli ve entellektüel insanlar var, ama biz çoğunu hep mevzuat, megawatt ya da proje konuşurken duyuyoruz ya ada okuyoruz.  Enerji profesyonelleri ile bunları konuşmayı sevgili muhabirimiz Hüseyin Ekmekçi’ye bırakıyorum, zira o işini zaten yeterince iyi yapıyor, ama ben, Senem Gençer, sizleri enerji dünyasının biraz daha renkli köşelerine taşımak istiyorum.

İlk röportajımı Figen Özer ile yapmaya karar verdim; çünkü Figen bu sektördeki ender “girişimci” kadınlardan. Bu iki özelliği onu erkek yoğun enerji dünyasında zaten farklı yapıyor. EClick şirketini kurdu, EPMPro adında bir enerji mevzuatı analiz sistemi geliştirdi. Üstelik bir yazar. Benim gibi son 5 yıldır “Bir gün ben de kitap yazacağım” dememiş, uzmanlığını oturup sayfalara dökerek bunu kitaplaştıracak kadar çalışkan ve işine sahip biri. İlk kitabı “Aramızda Elektrik Var”da yine uzmanı olduğu elektrik piyasaları hakkında yazdı. Kitabın önsözünü dönemin EPDK Başkanı Hasan Köktaş kaleme aldı. Bunların öncesinde (ve arada) pek çok enerji şirketinde çalışmışlığı da var. Aynı zamanda benim gibi Elon Musk hayranı… Ben böyle insanların isminin daha fazla ön plana çıkartılması gerektiğine inanıyorum.

Figen ile ne bizim ne de onun ofisinde buluşmadık: “konseptimiz” gereği kendisinin de çok sevdiği Karaköy’de , bir kafede bir araya geldik. Sabah 11:00’de kahve henüz hazır olmadığı için çay içmek zorunda kaldı Figen, oysa kendisi bir barista ve kahve aşığı. Sonra Karaköy sokaklarında konuştuk, dedikodu yaptık, resimler çektik. Ortaya benim çok keyif aldığım bir röportaj çıktı. Umarım onun da…

Selam Figen. Seni sanırım 4 yıldır tanıyorum. İlk olarak enerji piyasaları uzmanı olarak tanıdım, sonra yazar, daha sonra enerji sektörü profesyoneli… Ve sonrasında sektördeki ender girişimci kadınlardan biri oldun. Aynı zamanda bir yazarsın ve bu yönünü besleyen kitap kurdu bir kişiliğin var. Tüm bu farklı uğraşların arasında en fazla kendinizi bulduğun, anılmaktan hoşlandığın hangisi oldu?

Figen Ozer rop 2

Kendini bulma noktası diye ne güzel sordun. Kendimi bulduğum an şüphesiz ki tam şu an. Çünkü kendi işimi yapabiliyorum; üretebiliyorum ve yazabiliyorum. Ve tüm bunları istediğim zaman istediğim kadar istediğim şekilde yapabiliyorum. Buna her an şükrediyorum desem yeridir. Sağlam bir kök salmaya çalışan bir ağaç gibi insan bence. Bu bahsettiğin ve yaptığım işler kökten beslenen bu ağacın dalları gibi. O nedenle hiçbirini birbirinden bağımsız düşünemiyorum ki zaten hali hazırda yaptığım işlerde de geçmiş deneyimlerimin bana katkılarını kullanıyorum.

Peki bu ağacı büyütmek için ne kadar zaman harcadın?

10 yıl geride kaldı. Brüt değil net 10 yıl.

Genel anlamda Türkiye’de bir şeyler yapmaya çalışmak yorucu;  ama enerji sektörünün daha  yorucu olduğunu söyleyebilir miyiz?

“Yorucu” kelimesi elbette kişilere göre farklılık gösterebilir elbette ama şüphesiz bunu söyleyebiliriz. Ortalama zekası olan her birey ilgili teorik eğitiminin üzerine çok rahat pratik geliştirebilir. Hatta çok alakalı görünmeyen teorik eğitimlerin üzerine bile bambaşka pratik alanlarda bayrak temsil eden başarılı kişiler de var. Bu hedefte azmedince olmaması için neden yok. Yoğun ve dinamik veri akışını kontrol altında tutabilirsiniz. Fakat diğer sektörlerle mukayese edince, bu piyasanın çekilmesi gereken bir nazı var. Buna katlanmak için de bilgiden bir harf eksik bir şeye ihtiyaç var. O da ilgi.

Y ve Z kuşağı konusuna çok anlam yükleyenlerden değilim, farkındalık seviyesi düşüklüğünün vebalini kuşaklara yüklememek lazım. Ama yine de yeni jenerasyonun eskiye kıyasla verdiği reaksiyon farklı. Bilen yerine bilmiş olduğumuz bir dönem var. Profesyonel iş hayatının ergenliği gibi resmen. İşte bu ergenliği atlatıp her anlamda ayaklarımızın yere bastığı bir dönem var. İdeal iş insanı olmaya fazlasıyla yaklaştığımız. Bu geçiş dönemini kontrol altında tutamazsak enerji piyasası çekilmez olur. Bir yandan piyasanın, profesyonel bir çalışan için neresinden baksa tutar yanı olmayan gerçekleri de var.  O nedenle ilgisi olmayan bir kişinin kalabileceği bir piyasa olduğunu düşünmüyorum.

Peki seni 10 senedir bu sektörde tutan şey nedir o zaman? Bu ilgi nereden geliyor?

Benim enerji piyasasına girişim çok spontane. Ben memur çocuğuyum. Enerji piyasası ile alakalı kimse yok ailemde ve yakın çevremde. Üniversite hayatında son sınıf için set ettiğim bir hedef vardı. O da iş hayatına son sınıfta giriş yapıp  pratiğe dair farkındalık kazanmaktı. Ve 3. sınıfın yazında 2005 yılında dönemin en iyi grubunda çalışma fırsatı buldum, şu anın insan kaynağı kaosu olmadan, gerçek operasyon nedir, yöneticilik nedir, bunların tozunu yutarak bir 3 yıl geçirdim.

Cazip mesleklerde top 10’ da olduğu için falan değil ilgimi kazandığı için bilgimi arttırabildikçe mutlu olduğum için bu sektörde kaldım. Fakat bu sektörle yıllardır uzlaşamadığım nokta da şu: Rutini, sıradanı ya da hep aynıyı seven bir insan değilim. O nedenle kurumsal hayatıyla çok da birbirimize bayılmadık.

Sonuçta zoru seçtin?

Kesinlikle. Bu durum durgun su balığı olmamakla alakalı aslında. Bu yüzden ilk kitabımın ön sözünde enerji piyasasını seçtiğim için bu piyasada kalmakta ısrar ettiğim için ailemden özür dilemiştim. Şimdi çıkacak baskısında da özür dileyeceğim. Hep dileyeceğim. Kitap çıkardığım sürece bu hiç değişmeyecek (Kahkahalar).

Peki kalmakta ısrar ettiğin bu sektördeki en büyük eksik sence ne?

John Hegarty’nin zihnime attığı güzel bir çıpa vardır: “taze” der. Taze fikir dediğimiz hadise. Orijinal değil ama. EClick’in biz kimiz kısmında da taze fikirlerle bir araya gelen ekip yazar. Bizde tazelik yok. Türkiye enerji piyasasında yeni bir fikre, yeni bir soluğa rastlayamıyoruz. Çok basit: taze ve özgün. Düşünen ve üreten insan zihninin çıktısı olduğu belli olan, ama çılgınca ama ütopik ama fizibıl olmayan fark etmez yeter ki taze ve özgün olsun. Bir üretkenlik çarkını çevirmeye başlasın, bir ekibi bir araya getirebilsin mesela.

Belki de Elon Musk’a olan hayranlığımızın nedeni budur. Musk sektörde SolarCity ile tüm dünyada bir akım yarattı, hareket oluşturdu. Otomotiv sektörüne girdi elektrikli araç konusunda resmen bir çığır açıp açılım yaptı. Dönün bakın yıllar yıllar önceki röportajlarına. DNA kodlarındaki farklılığını çok net görebilirsiniz.

Figen ve ElonSence Türkiye’den de bir Elon Musk çıkar mı? Elon Musk olmaya aday biri var mı?

Dünya gözüyle görmem sanırım. Bir misyonla dünyaya gelen adamlar bunlar. Musk da Jobs da. Tesla da. Tıp dünyası için de mesela penisilin için Howard Florey ve Ernst Chain de. Alexander Fleming bilinir penisilin mucidi ama değildir. O vazgeçmiştir, bırakmıştır. Bu iki adam penisilini ayırmayı başarmıştır.

Hedef belirlemek ve kendini kitlemek ve tüm negatif koşullarda pes etmediğin bir inanç taşımak.

Birkaç saniyede söyleyebildiğin şu aksiyonları inan hayatının parçası yapabilmek kolay değil. DNA kodlarında bir farklılık olması lazım. O nedenle Elon denince de respect (saygı) diyorum. Kolektif bir başarı hikayesi bambaşka bir durum zaten, ama kişisel başarı hikayelerimiz de Musk’inkine benzemiyor: inanç, inovatif vizyon, realize etme kabiliyeti ve para. Bu dörtgenin,  bu denli bir kombinasyonunun bir benzerini bilmiyorum şahsen.

Girişimcilik nedir peki? Doğulur mu olunur mu?

Bazen şöyle hissediyorum. Sanki ülkenin kokpitinde bir buton var. Trend butonu. Bir kavram söylenip butona basılıyor ve o kavram bir anda ülkenin cazibesi yüksek bir trendi haline geliyor. Rüzgar almaya başlıyor sağdan soldan, estikçe esiyor yalan rüzgarları.

Elbette girişimcilik bu kadar sevimli bir durum değil. Girişimcilik sizin birlikte doğduğunuz ve özünüzde olduğunuz bir haldir. İlla bir şirket ya da marka sahibi olmak demek değildir. Hakikaten oda düzeninden, hayat rutininden bile anlaşılır girişimci insan.

Bir imza sirkülerinde sahip ya da ortak olarak imzanızın olması sizin girişimci olduğunuz anlamına gelmez. Babanızın, eşinizin ya da icazet aldığınız birilerinin size iş kurması girişimci olduğunuz anlamına gelmez. Girişimcilik bir yaşama biçimidir, felsefedir diyeceğim ama o kendinden büyük cümlelerle konuşan konuşmacılara benzemek istemem, fakat ne demek istediğimi anlatabildiğimi düşünüyorum.

Girişimci varacağı konumunu, rotasını ortaya koymuş; şeridinde giden; kimi zaman radar riskine rağmen gaza yüklenen, kimi zaman cebe girip soluklanan, benzin bitince de inip aracını iten kişidir.

Girişimci olmak isteyenlere deneyimlerinden yola çıkarak neler söylemek istersin?

Şahsen ben akıl vermeyi seven biri değilim. Akıl akıldan üstün zira. Fakat deneyimlediğim bir konuyla ilgili farkındalığı dürtmeyi severim. Bu konuyla ilgili de yakında çıkacak Beta Kişi adında kitabım var. İşte burada önemli hususların altını çiziyorum. Savaş cephesinden naklen yayın her zaman başarı ya da başarısızlık hikayelerinin arkasından özet geçmekten daha etkilidir.

Dediğim gibi bir rüzgar estiriliyor ama realite böyle değil. Mesela bende bürokrasi fobisi oluştu. Kulağınıza tuhaf gelmiş olabilir ama hakikaten. Bir ürün ya da hizmet mi alacağım, abartmıyorum tatil için bile olsa eğer önüme bir form konuyorsa, bir faks vs isteniyorsa hemen vazgeçiyorum. Tahammül kotamı şirket kuruluş vs süreçlerinde hunharca tükettim zira, bir süre şarjda kalması lazım.

Figen Ozer rop 4Girişimciliğin yaşı var mı?

Başarı hikayelerine bakınca bak sen afacana dedirten yüzümüzü güldüren öyle vakalar var ki. O çocuklardan son derece umutluyum. Dediğim gibi o felsefe ile doğulduğu için asla yaşı yok. Aşkın olduğu gibi yaratıcılığın da yaşı olmaz. Allahın yarattığı her kulun her yaşda aşık olmaya ve yaratmaya hakkı var.

Fakat ürününüzü ya da hizmetinizi bir kurumsal çatı ile servis ettiğinizde, bir anda etrafınızda yatırımcı, ortak, personel, müşteri gibi öğeleri olan bir çember çizdiğinizde işte burada evet söyleyebileceğim bazı hususlar var. Çünkü tam bir ateş hattı. Zira sadece sermaye ve yeteneğiniz ile baş edemeyeceğiniz bir ateş hattına girdiniz demektir. İşte bu nedence başlarken söylediğim şu ideal iş insanı haline yakın olduğumuz an, yani 30lu yaşlarda bu işe soyunmak lazım bence. Bir hareketin liderisiniz, bir çatının mimarısınız, bir oluşumun kurucusunuz hakikaten kolay değil. Dahası bu çembere eklediğiniz her kişi bir risk. Ortak da, işe aldığınız eleman da, belki müşteri de. Koşullar aleyhinize işlemeye başladığında manevra kabiliyetiniz o kadar kritik ki. En önemlilerinden biri de sakin kalmak. Şahsınıza ve işinize, yani geleceğinize ve emeğinize kasteden bir tutum karşısında sakin kalmak. Herkesi bilmem ben bunu son yıllarda öğrenebildim. İnanın bu hal ne kitaptan ne de bir role modelden öğrenilebilir. Yaşayarak dirayet kazanacaksınız. Hayatı doğrularınızla ve hatalarınızla bir güzel deneyimleyeceksiniz yani bizzat yaşayacaksınız ki, şu bahsettiğim hal üzerinize sirayet etsin. . Çünkü kimse sanıldığı kadar dürüst değil, özellikle dürüst olduğu iddia edenler. Buna şaşırmakla zaman kaybetmeden kendinizi ve işinizi korumak için hemen aksiyon almanız gerekiyor.

Yine başlarken yaptığım o ergenlik mevzusu. Yaş olarak değil zihin olarak ergen insandan girişimci olmaz kanımca.

Yine bir girişimci sorusu soracağım kendini bir başarı hikayesi olarak görüyor musun? Ya da başarısız olmaktan korkuyor musun?

20 yıl sonra da sanırım aynı cevabı vereceğim zira hiç desinler felsefesi ile yaşamadım. Kendimi iş anlamında sadece şeridinde olan ve yolculuğundan mutlu olan biri buluyorum. Başarı hikayesi miyim bilemem, benim takdir etmem komik olur zaten. Ama bir azim hikayesi olabilirim. Zira cephedeyim ve tek başıma savaşıyorum.

Başarısız olmaktan korkmuyorum demek ölümden korkmuyorum demek gibi. İnsan korkmuyor gibi hisseder ama aslında kendi ile aynı cümlede bile düşünemez. Söz konusu girişimcilik olunca nedense ben başarılı iş başarısız iş diye nitelendiremiyorum. Talebi olan ya da olmayan girişim demek daha doğru geliyor bana. Çünkü talep hadisesi ürünün iyi olmasıyla alakalı bir konu değil. Bu nedenle öyle bir endişem yok, yeter ki doğru zamanda manevra yapıp aksiyon alabileyim.

EClick ilk çocuğun, ilk girişimin. Peki bu proje tam olarak nedir, nasıl kurgulandı, kime hitap ediyor, hedef kitlesi nedir ?

Can sıkıntısından bu iş fikri çıktı derler hani genelde sorulduğunda. Hakikaten egzajere etmiyorlarmış.  Gerçekten öyle çıkıyor. Hayatınızda bir kırılma noktası oluyor, negatif anlamda, o kırıktan bir enerji çıkıyor resmen. Ben son iş seçimimle kariyerimde bir kara delik açmıştım. Ama öyle olmayacak öyle basiretsiz bir durum ki ne yaptım yahu demedim tam aksine dedim ki kesin bunun bir hikmeti var dur bakalım ( kahkahalar).

Profesyonel bir yazılım ekibi ile profesyonel bir alt yapıya taşıdığım ve enerji piyasasına arz ettiğim yazılım aslında kendime hazırladığım bir çalışma platformuydu. Tespitim mevzuatın okunmaktan çok analiz edilmesi gereken düzenlemeler olduğuydu. Analiz denince hep sayısal veriler aklımıza gelir ama mevzuat öyle keyifli analiz ediliyor ki. Hukukçulardan daha keyiflidir operasyondaki kişinin mevzuatı analiz etmesi. Son derece keyifli ve bireyi geliştiren bir iş.

Genel olarak mevzuatın bir veri olarak tüketilme yöntemine bakınca da bir ürün olarak neden herkes tarafından kullanılmasın dedim EClick doğdu, hedefi doğrultusunda,  çizilen kapsamı üzerinde profesyonel çalışma yapıldı ve EPMPro ortaya çıktı. Bir lisans sahibi şirketin mevzuatla içiçe geçen operasyonlarının verimliliğini artıran bu tool ile piyasanın mevzuatının dijital kapısını aralamış olduk.

Faydası nedir?

Bu sorunun bir iki cümleye sığan cevaplarını seviyorum. Bu nedenle mevzuatı tüketilebilir bir veri haline getirdik diyebilirim. İşin uzmanının verimliliğini artırmak EPMPro nun misyonu.

Enerjiyle yolu kesişen herkes bu yazılımı kullanabilir mi? Hedef kitlesi nedir?eclic

Düzenlemeler sektörün nabzı. O nabzı tutmak isteyen herkes bu yazılımı kullanabilir. Hem de tasarlanan fonksiyonları ve içerik kapsamı nedeniyle, her alandan çalışana, her kademeden personele ve yönetici seviyesine hitap ettiği gibi; hem tüzel kişiler hem de gerçek kişiler için son derece kullanışlı bir iş nazarımda.

Çalıştığınız kullanıcı ve şirket sayısı nedir?

3 haneli birkaç yüzlü rakamlara geldik. Anlaşma yaptığımız yeni şirketlerimiz ile sayımız Nisan’da güzel bir artış kaydetti ama şu anda 10 tüzel kişi aktif kullanımda.

Programda geleceğe dönük yenilikler planlıyor musunuz?

“What is next?” Ofis duvarına yazdırmak istediğim bir yazı. EClick’in alınyazısı çünkü. Öncelikle EPMPro’ nun mobil aplikasyonları ve bambaşka bir ara yüzle yazılmakta olan yeni versiyonu 2016 yılı içinde geliyor. Mayıs ayında Projeps çıkıyor. Yabancı yazılımcılarımızın da emeğiyle çok şık bir iş oldu. EPROMPlus var şu an in progress etiketli. Eylül ayı ile bambaşka bir sektöre arz etmek istediğim bir iş.

Kendini markalaştırmak ya da “Figen Özer”i kişisel olarak biraz daha ön plana çıkarmak gibi bir hedefin olacak mı önümüzdeki dönemde?

Bizi bilen bilir bilmeyen de kendisi gibi bilir sözü geldi aklıma (kahkahalar). Elbette kişisel ve tüzel kişilik olarak özel bir çabam olmaz önümüzdeki 2 yıl. Çünkü yaptığınız iş ile zaten bir kimliğiniz oluşuyor talep tarafında. Sadece inandığım bir iş için nasıl realize etmek için çaba gösteriyorsam, anlatmak konusunda da çabamı emeğimi esirgemem. EClick çatısında, gelecek projeksiyonunda ekibin genişlemesi anlamında yeni stratejik ortaklıklar ve danışmanlar bile olacak ama asla pazarlamacı olmayacak. Pazarlama kavramını sevmiyorum, işin sunduğu çözümü empatik bir şekilde aktarmayı seviyorum. Bu nedenle elbette vitrinde olmak zorundayım. O adımı mı markalaştırmak olur, hep ön planda mı olmak olur bilemiyorum ama orada temel olan şey çok inandığım ve faydalı olacağını düşündüğüm bir işi anlatmamdır.

Peki şimdi sen yazılım ve app piyasasına mı girmiş oldun?

Projeksiyonda değil, rafine ve doğru bilgiyi, hedef kitlesiyle buluşturma yönünde yapmak istediğim bir takım işler var. Mesela bunlardan biri Analiz Odası. Ama bunun gibi taze olmalı ki ticari kaygıyla yapılan bir proje durumuna düşmesin.  Zaman içinde uygun koşulları bulduğunda yumurtasını kıracak kuluçka fikrim, niyetim ve projelerim var.

EcofficeBiri de ECoffice Networking galiba?

Kesinlikle.

Nasıl çıktı peki ECoffice?

Bu da can sıkıntısından aslında tam anlamıyla. Networking konusu da bizim ülke olarak yanlış anladığımız ve yanlış çalıştırdığımız bir sistem. Sadece almak ve talep etmek üzerine dönüyor networking. Kısa yolu hedefleyen bir ülkeyiz malum. Her işin doğrusu nedir değil de kestirmesi nedir diye bakıyoruz.

Elbette ben kişisel hayatımda böyle düşünmediğimden bireysel olarak yemek ve kahve sohbetlerinde bir araya geldiğim çok değerli kişiler var. Bir sohbette vakit geçirdiğim kişinin deneyimi, uzmanlığı ve yaşanmışlığı sayesinde bir konunun güncelini ve kritik detaylarını kaptığımı düşünün. Ben böyle sosyalleşmeyi seviyorum iş hayatında.

Bir etkinliğe gidip son derece formal giyinen, yüzüne ciddiyeti takınan ve sadece konuşan birilerini dinlemenin bana pek faydası yok. Bu devirde o kadar çok kişi konuşuyor ki. Her sektörde her alanda. Konuşuyor, eğitim veriyor ve yazıyor. Bir sosyal medya hesabı açıp kendine kitle yaratan herkes beslenme uzmanı, güzellik uzmanı, sporcu ya da modacı. Kontrolsüz bir özgüvenimiz olduğu tartışılmaz ülke olarak. Bu bilgi kirliliğinde fake değil gerçekten kıymetli ve konusunda uzman olan kişileri cımbızla alıp ECoffice çatısı altına alıyorum.

Etkinliklerin kapsamları belli, geniş katılımlı bir etkinlik ayda bir kez, ama diğer günlerde farklı konseptlerde daha minik gruplarla eventlerimiz var. Mesela Nisan ayında film festivali etkinliklerimiz var. Markalarla adımızın yan yana olduğu Hashtag etkinliğimiz. RenaultileSinema. Renault biletlerin ve taşıma sponsoru.

Bu üye grubunu çok daha iyi değerlendirmek istiyorum ama bu noktada da projeler kuluçkada uygun zamanda kıracaklar kabukları. ECOffice ‘in mottosu net, der ki “Kaliteli sohbet zihnin detoksudur”. Kim aksini iddia edebilir ki. Özellikle de bu devirde.

Kitap çalışmaların sürüyor mu?

“Aramızda Elektrik Var” güncellendi ve geliştirildi. Yeni baskı ama adeta yeni bir kitap oldu. Onun dışında beni daha da heyecanlandıran kitap Beta Kişi. Kurumsal hayat, girişimcilik, enerji piyasasında kariyer gibi farkındalığı rahatsız etmeden dürtecek bir kitap. Hazırda bekleyen bir diğer kitap da Her Kahvenin Sohbeti Var. Bu da biraz kahve tekniği, keyifli fotoğraflar içeren hayata dair bir kitap ama 2017 yılına saklayabilirim bunu.

Ayrıca tam bir kitap kurdusun. Bazen bu kadar çok okumaktan nasıl iş yaptığına hayret ediyorum. “En çok etkilendiğim” dediğin bir kitap var mı?

Evet, kitaplarla güzel bir ilişkim var. En yoğun dönemlerde bile mutlaka min 1 saat okurum. Roman okumuyorum. Ama Stefan Zweig gibi muazzam kalemlerin yazdığı romanları okudum. Yani işin içine kurgu giriyorsa orada üslup derinliği ve zenginliği ararım. Daha çok araştırma ve biyografi okuyorum. Onlar daha çok cezbediyor. Etkilenme konusunda ise Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar kitabı ile Gustav Janouch ın Kafka ile Konuşmalar kitapları benim için hayatımın önemli parçaları. Zaten Dostoyevski yıllar önce hayat mevzusunu çözmüş bu nedenle benim için önemli bir ikon. Keza Shakespeare oyunlarını okumak da çok keyifli, Shakespeare de bambaşka bir alem benim için. Bunun dışında keşfettiğim beğenimi kazanan yazarlar ve kitaplar da oluyor. O kadar bir artış trendinde ki şu kitap yazımı. Herkes kitap yazıyor mesela. Ama baksan cümle ya da ifade derinliği 10-15 yaş seviyesi kadar. Zaten gerçek yayınevleri de artık daha bilinçli. Yani bu konuda da nitelik yoksunu bir nicelik yoğunluğu var. Seçici olmak gerek.

Kitap demişken kitap koçluğu da nedir böyle?

Hayatımda yaptığım en doğru işlerden biri. Kişiyi tanıyıp ona göre periyodik kitap tavsiyesinde bulunmak. En küçük okurgem (çekirge + okur karışımı) 9 yaşında en büyüğü ise 56. 17 tane okurgem var. Her birinin zevklerine, karakterine, hayat temposuna göre kitaplar alarak adreslerine gönderiyorum. Bitti haberini almanın en keyifli olduğu anlardan biri. Hiç kitap okumayan birinin 2015 yılını 18 kitapla, ama gelişi güzel değil, okunması gereken, kıymetli, okuyanı besleyen seçilmiş kitaplarla bitirmesi bence güzel bir iş. Bunun çıtasını yükseltmek için bir takım planlarım da var. Zamanla aksiyonunu alacağım.

Bence harika bir iş başarmışsın. Keşke herkes “okuyanı besleyen” seçilmiş kitaplarla tanışsa ve perspektifi değişse. Bir de kahve ile farklı bir aşk ilişkin var?

Tutkum var diyelim. Tutkum olan insan da konu da son nefesime kadar özel alaka göstereceğim konular. Erken bir saatte bir araya geldik, Americano hazır değil diye önümde bir çay var şu anda ama  sabah ritüeli benim için. O nedenle kahveye dair farkındalık seviyemi yükseltmeyi hedefledim şu son yıllarda, şükür ki hedefime de ulaştım. 2. Nesil kahvecilerden olan şu popüler XBucks mekanları sevmiyorum ama baristanın anlayışlısına denk gelirsem havaalanlarında kendi kahvemi kendim hazırlıyorum.

Hala eğitim ve seminer veriyor musun?

2015 yılı o kadar yoğundu ki. Tek tük sığdırmaya çalıştım, üniversite öğrencileri ile bir araya geldik. Ama eğitim ve seminer paketlerim hep hazır. Periyodik olarak da güncelliyorum. Ne zaman cazip bir dinleyici kitlesi çıkacağı belli olmaz. Paylaşmak ve interaktif bir şekilde sinerji yaratmak lazım. Ama şöyle TED Talks tadında bir şeyler olsa ajandama bakmadan tamam derim. Çünkü orada bir şeyleri anlatmaktan daha üstün bir başarı var.

O zaman kapanış için şunu sorayım TED Talks’ da olsaydın son cümlen ne olurdu?

Güzel soru. Şöyle biterdi galiba: Sonra, hayatımızda kesin karşılığı olmayan sadece ihtimal dahilindeki bir sözlük kelimesi. Bu yüzden hayatı çok ciddiye almayın, takıldığınız sorularda pas geçin. Farkındalık pusulanız olsun. Ve sonsuza kadar yaşayacakmış gibi aşık olun ve hep üretin.

Figen Ozer rop 1

(Not: Figen Özer hakkında daha fazla bilgi için figenozer.com)

Röportaj: Senem Gençer

senem.gencer@alternatifenerji.com

About author

Senem Gençer
Senem Gençer 761 posts

Alternatifenerji.com’un kurucu ortaklarından biri ve CEO’su olan Gençer, 1971 yılında Diyarbakır’da doğdu. 1993 yılında ODTÜ İşletmeyi bitirdikten sonra, Johnson & Johnson Medical ve Yeni Zelanda Büyükelçiliği gibi farklı kurumlarda çalıştı. 2007 yılında güneş enerjisi ve LED aydınlatma konularında halen çalışmakta olan Ekogüneş’i ve Türkiye’nin ilk online solar ürün satış sitesi olan www.ekogunes.com’u kurdu. Gençer, aynı zamanda Güneş Enerjisi ve Sanayicileri Derneği GENSED’in kurucu üyelerindendir.

You might also like

HABERLER

“Güneş Enerjisi İhalelerinde Gerçekleşen Fiyatlar Astronomik Değil”

Asunim Türkiye Genel Müdürü Umut Gürbüz: “Türkiye koşullarında, güneş enerjisi gibi gelecek vadeden ve birçok oyuncunun aktif olarak rol almak istediği bir sektörde; fiyatların pazar penetrasyonu amacı açısından bakıldığında astronomik olmadığını

HABERLER

Apple Artık Kendi Güneş Enerjisi Tesisini de Kuruyor

Apple, ABD’nin Arizona kentinde güneş enerijisiyle çalışan bir tesis kuracak. Elektronik devinin ileriye dönük yeşil dostu projelerinde öncü olacak proje, iki bin kişiye de iş imkanı sunacak. ABD’li elektronik devi

HABERLER

China Sunergy (CSUN), %20.26 ile Hücre Verimlilik Rekoru Kırdı

Güneş hücresi ve güneş paneli üretiminde uzmanlaşmış ve yerli ortağı Seul Enerji ile birlikte İstanbul Tuzla’da Türkiye’nin ilk güneş hücresi ve en büyük güneş paneli fabrikasını kuran China Sunergy Co.,

0 Comments

No Comments Yet!

You can be first to comment this post!

Leave a Reply