“Elektrikli Otomobil Üretmek İçin Yola Çıkan Markalar Elektrikli Araçların Gelişimini Domine Ediyor”

“Elektrikli Otomobil Üretmek İçin Yola Çıkan Markalar Elektrikli Araçların Gelişimini Domine Ediyor”

TEHAD Başkanı Berkan Bayram: “Sektör açısından baktığımız zaman, elektrikli araçların gelişimini domine eden asıl faktörler, bildiğimiz küresel otomotiv markalarından ziyade, son 20 yıl içerisinde doğmuş ve gelişmiş olan ve sadece elektrikli otomobil üretmek için yola çıkan markalardır diyebiliriz.”

TEHAD’ın kuruluş amacı ve faaliyetlerinizden söz eder misiniz?

Türkiye Elektrikli ve Hibrid Araçlar Derneği (TEHAD) olarak amacımız, elektrikli ve hibrid araçlar ve sektör hakkında yaşanan gelişmeleri, en yeni teknolojileri ilk elden doğru bilgilendirme ile sektör temsilcilerimize ve üyelerimize ulaştırabilmektir.
TEHAD olarak sıfır karbon salımı ile ulaştırmanın ve taşımacılığın sağlanabilir ve uygulanabilir olduğuna inanıyoruz. Bu amaçla elektrikli, hibrid, hidrojen gibi enerji tasarrufu sağlayan şarj edilebilir araçların otoyollarda daha fazla görünür olması için çaba sarf ediyoruz. Ayrıca şarj istasyonları, akü-batarya sektörü, eMobility, IoT, otonom sürüş gibi yeni teknolojiler ve oluşacak yan sanayinin geliştirilmesinde, mevzuat ve yönetmelik düzenlemelerinde, sektör temsilcilerimiz adına bilgilendirici konumda olmaya çalışıyoruz.
Ayrıca otomotiv sektörüne yönelik yayın yapan Türkiye’nin ilk ve tek dergisi Electric&Hybrid Cars ile 2011 yılından beri sektörde yer alıyoruz.

TEHAD’ın hedef ve projeleri nelerdir?

TEHAD olarak en önemli iki hedefimiz; Akıllı Ulaşım Stratejisini oluşturabilmek ve tüketici alışkanlıklarını değiştirebilmektir. Bu iki hedefimizin gerçekleştirilme sürecinde ve neticesinde, elektrikli araçlar günlük ulaşım ihtiyacımızın her alanında karşımıza çıkmaya başlayacaklardır.
Bu hedeflerimiz haricinde çok yeni kuruluş tarihine sahip olmamıza rağmen, 2016 yılı içerisinde gerçekleştirmeyi planladığımız birçok projenin altına imzamızı attık. Türkiye’de ilk kez Elektrikli Araç Teknolojileri Eğitim Programı’nı hazırladık ve Ocak ayından itibaren her ay düzenli olarak bu eğitimi veriyoruz. Ayrıca, yine ilk kez dünya ve Türkiye’deki elektrikli-hibrid araç pazarını anlatan bir rapor hazırladık. 2016 yılı için elektrikli otomobil ile uzun yol yapma hedefimiz vardı, bunu da geçen ay gerçekleştirdik. Road to Konya diyerek, 400km menzile sahip yüzde 100 elektrikli bir otomobil ile 1500 kilometre yol yaptık. Bizim açımızdan 2016 yılı çok verimli ve başarılı geçiyor. Tüm bu çalışmalarımızın altında yatan ana fikir, farkındalığı artırabilme çabasıdır.

Elektrikli araç sektörünün son yıllardaki gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sektör açısından baktığımız zaman, elektrikli araçların gelişimini domine eden asıl faktörler, bildiğimiz küresel otomotiv markalarından ziyade, son 20 yıl içerisinde doğmuş ve gelişmiş olan ve sadece elektrikli otomobil üretmek için yola çıkan markalardır diyebiliriz. Her ne kadar konu başlığımız elektrikli otomobil olsa da, işin içerisinde akaryakıt firmalarından, küresel otomobil markalarına kadar birçok etken söz sahibi. Bu yüzden sadece elektrikli otomobil üretmek amacıyla kurulan markalar sektörü hızlandıran bir etkiye sahipler, çünkü kısmen de olsa bağımsızlar, tasarımda ve teknolojide özgürler.

Dünyada son yıllarda elektrikli araçların popüler nitelik kazanmasının nedenleri nelerdir?

Nedenleri ülkelerin konum ve durumuna göre ayırmakta fayda var aslında. Yani Amerika’daki otomobil kullanıcısının tercih sebebi ile Avrupa’dakinin tercihleri çok farklı. Her ne kadar birleştikleri ortak nokta elektrikli ulaşım olsa da, yapılan tercihler araç markasını da belirler nitelikte olabiliyor. Yani Fransa’da elektrikli Renault ZOE en çok satan model iken, kuzeye Baltık ülkelerine çıktığınızda Hibrid Mitsubishi Outlander’ı görüyoruz çok satanların başında. Amerika’ya baktığımızda ise Tesla ve Nissan Leaf, en çok satan markalar. Çin’in ise kendi markası olan BYD var. Bu marka elektrikli otobüsü ile Avrupa’da yer alabilirken, otomobili ile giremiyor. Halbuki aynı marka aynı teknoloji.
Bir de ülke yönetimlerinin farklı bakış açıları var. Örneğin Norveç. Avrupa’nın petrol ihraç eden ülkesi olmasına rağmen, elektrikli otomobil satış rakamları toplam pazarın yüzde 17’si. İnanılmaz bir oran. Bu yüzden Norveç bir yandan petrol çıkartıp ihraç ederken, diğer taraftan 2030 yılı itibariyle benzin ve dizel motorlu araçların satışına yasak getiriyor. Burada bizim aklımızın alamayacağı işler yapılıyor yani.
Çin ise elektrikli otomobilin yakıtı olan elektriğin depolandığı pilin hammaddesi, lithium cevherinin, en yüksek oranda sahibi konumunda. Bu yüzden Çin hem bu cevheri değerlendirmek hem de bunu otomobiller de kullanılmasını sağlamak için yatırım yapıyor. Bir yandan da yüksek orandaki hava kirliliğinin önüne bu şekilde geçmeye çalıştığını kanıtlamak istiyor.
Bugün itibarıyla ‘elektrikli ulaşım konusunda artık geri dönülemez noktadayız’ diyebiliriz. Geçen 100 yıllık süreçte ‘elektrikli ulaşım’ konusu arada sırada gündeme gelip, sonra kayboluyordu. Bunda petrol varil fiyatlarının da önemli etkisi vardı. Ama artık söz sahibi olan akaryakıt firmaları da dönüşüm içerisine girdi. Yeni enerjilere yönelmeye başladılar. Ülke yönetimleri de sonu olan fosil yakıtların sürdürülebilir enerji kaynağı olamayacağının farkına vardılar. Özellikle Avrupa ülkeleri başta Norveç olmak üzere, Hollanda ve Almanya önlerine tarih hedefi koymaya başladılar. Görünen şu ki 2030 yılına kadar Avrupa yüzde 70 oranında tamamen elektrikli ulaşıma geçmiş olacaktır.

Elektrikli araç teknolojisinde son dönemde yaşanan gelişmeler hakkında bilgi verir misiniz?

Elektrikli araçların sahip olduğu teknoloji çeşitliliğinde son zamanlarda ciddi değişimler yaşandı. Bu yüzden biz de TEHAD olarak, elektrikli araçları bir ulaşım aracı olmasından ziyade, iletişim aracı olarak görmeye başladık. Bu teknolojilerin başında, car2car ve machine2machine konularını da içine alan Internet of Things yani nesnelerin interneti (artık internet of everything oldu ) ve otonom sürüş teknolojisi yer alıyor. Her ne kadar bu teknolojiler konvansiyonel araçlar için de geçerli olsa da, tüm test ve ar-ge çalışmaları elektrikli otomobil üzerinde yapılıyor. Otonom yani sürücüsüz sürüş teknolojisine sahip araçlar aynı zamanda birbirleri ile de bağlantıda olacaklar. Dolayısıyla bu teknolojinin amacı aslında şoförün rahatça telefonuna bakabilmesini sağlamak değil, olası kaza risklerini en aza indirmektir. Bu teknolojiye sahip araçların hepsi birbiriyle iletişim halinde olacağı için, birbirlerinin hızlarını veya sürüş modlarını kontrol edebilecekler, sürücünün dikkati dağılsa bile otomobilin dikkati hiçbir zaman dağılmayacak. Çünkü sahip olduğu sensörler sayesinde, 360 derece tüm aracın etrafını, yayaların, bisikletlerin, diğer otomobillerin ani manevralarını fark edecek veya öngörebilecek.
Otonom sürüş teknolojisinde Türkiye için bir fırsat var. Dünyada halen otonom sürüş testleri yapılıyor ama bu teknolojinin tam olarak trafikte aktif kullanılmasının önünde mevzuat engelleri var. TEHAD olarak hedefimiz, bu mevzuat engellerini Avrupa’dan önce değiştirebilmek, yollarımızda bu teknoloji için test sürüşlerinin yapılabilir hale getirilmesini, firmalara da test alanları sunulmasını öneriyoruz. Otonom Sürüş Testleri için özel parkurlar oluşturulmalı, maket şehir merkezleri kurulmalı. Bu sayede otomotiv ve teknoloji firmaları, testleri için bizim parkurları kullanabilir.

Dünyaca ünlü otomotiv kuruluşlarının elektrikli ve hibrid araçların üretimine yönelmesini hangi etkenlere bağlıyorsunuz?

Küresel otomotiv şirketleri gelişen teknolojiler ve değişen yaşam koşullarına bağlı olarak tüketicinin tercih sebeplerini iyi değerlendirip, bu sonuca göre pazarda hareket ediyorlar. Bu yüzden tüketici tarafından çok tercih edilen bir tasarımın benzer segment çalışmasını çok kısa bir süre sonra tüm markalarda görebiliyoruz. Elektrikli otomobil için bu süreç biraz daha farklı. Burada markaları en fazla etkileyen sebep devletlerin uyguladığı regülasyonlar ve mevzuat değişiklikleri. Yani Hollanda pazarında benzinli modelini çok satan bir marka, devletin almış olduğu ‘2025 yılından sonra benzinli araç satışını yasaklama kararına’ göre hareket edecektir. Ya o pazardan çıkacak ya da o şartlara uygun elektrikli otomobil modelini üretecektir. Bugün itibarıyla birçok küresel marka şimdiden elektrikli modellerini geliştirmeye, ayrıca kendileri de tarih vererek, belirledikleri tarihten sonra sadece benzinli veya sadece dizel araç üretimi yapmayacaklarını açıklamaya başladılar.
Geçtiğimiz yıl küresel pazarda yaşanan, araçlardaki karbon emisyon oranlarındaki kriz sonrası, bu kararlar çok daha hızlı alınmaya başlandı. Çünkü artık hepimiz biliyoruz ki, bir dizel otomobilin özelliklerinde yazan CO2 miktarı aslında doğru değil, kat ve kat daha fazla. Dolayısıyla fosil yakıtlı araçlar çok daha hızlı ve fazla oranda havayı kirletiyor ve onlar tarafından zehirleniyoruz.

Almanya ve Hollanda gibi bazı AB ülkesi üyelerinin elektrikli araçlara yönelik teşvik mekanizması geliştirmeleri konusundaki düşünceleriniz nelerdir?

ABD ve Avrupa ülkeleri elektrikli otomobil almak isteyen tüketiciye, ülkelerin kendi konumlarına göre 2500 ile 5000 Euro arasında parasal teşvik veriyor. Bu ülkeler 20-30 yıl sonra ortaya çıkacak sağlık problemlerine daha fazla para harcayacağını öngördüğü için, o harcamaları bugünden karşılamak istiyor ve bu yönde yatırım yapıyor. Çevresel felaketlerle, sağlık problemleriyle uğraşmaktansa elektrikli arabaya geçişi kolaylaştırıyorlar. Fransa, Norveç, İsveç ve Almanya dahil pek çok ülkede teşvikler veriliyor. Örneğin son olarak Almanya, elektrikli araba almak isteyenlere teşvik amacıyla, 1,5 milyar Euro bütçe ayırdığını duyurmuştu. Bizim mantığımıza aykırı gibi gelen teşvik uygulamasının sebebi, insan sağlığı üzerine yapılan araştırma sonuçlarında yatıyor. Avrupa ülkelerinde yapılan çalışmalar sonucunda; benzinli/dizel bir otomobilin çevreye, doğaya ve insan sağlığına verdiği toplam zararın bedeli, araç başına 8500 Euro olarak çıkıyor. Dolayısıyla devletler hem elektrikli araç üreticilerini hem de satın alanları bu sebepten dolayı teşvik ediyor.

Elektrikli araçlarla ilgili menzil sorununun geliştirilmesi konusundaki çalışmalar hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Eskiye göre menzil sorunu aşılmıştır diyebiliriz. Bugün itibarıyla 450km menzile sahip elektrikli araçları yollarda görebilmek mümkün. Bunun yanında 200km menzile sahip modellerde pazarda yer alıyor. Aslında menzil sorunun çözümü tamamen kullanım alışkanlıklarıyla çözülebilecek bir sorundur.
Teknoloji tarafından bakarsak, pil maliyetleri her geçen yıl düşmeye devam ediyor. Buna karşılık menzil ve kapasite artıyor. Birim maliyetine göre kıyaslama yaparsak aynı miktar bataryanın kapasitesi 10 yıl öncesine göre yüzde 100 artmış durumda. Örnek olarak güneş panellerinde yaşanan maliyet düşmesi burada da aynen görülebiliyor.

Türkiye’de elektrikli ve hibrid araçlara yönelik ilginin düşük düzeyde yer almasıyla ilgili düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Aslında ilgi fazlasıyla var, bilgimiz çok fazla yok. Bugün dışarıya çıkıp kime sorsanız elektrikli otomobilden haberi vardır. Alır mısınız diye sorsanız size ya yolda kalırsam diye cevap verecektir. İşte biz, bu az bilgiyi artırmaya çalışıyoruz. TEHAD olarak yaptığımız tüm çalışmalar bu bilgi seviyesini artırabilmek yönündedir.
Örneğin geçen ay Elektrikli Otomobil ile yaptığımız yolculukta şöyle bir soru sorulmuştu. ‘Bu aracı hiç yağmur altında şarj ettiniz mi?’
İşte ilgi ve bilgi farkı burada ortaya çıkıyor. Yani, karla kaplı Norveç’te yüz binlerce elektrikli otomobil kullanıcısı şimdiye kadar bir sorun yaşamadıysa biz de yaşamayız herhalde diyerek, Bolu’daki şarj noktasında, yağmur altında aracımızı şarj ettik. Bunu yaparken bir yandan da sosyal medya hesabımızda canlı yayına geçtik. Bu kısa videoya ve Konya’ya yaptığımız yolculuk görüntülerine sosyal medya hesaplarımızdan ulaşabilirsiniz. (www.facebook.com/ElectricHybridCars)
Tabi bu ve benzeri bir çok soru ile karşılaşıyoruz. Bu sorulara daha iyi cevap verebilmek amacıyla önümüzdeki dönem Elektrikli Sürüş Haftası düzenleyeceğiz. Katılan tüm ziyaretçilerin elektrikli otomobil, otobüs, motosikletler ile deneyim yaşayabileceği, test sürüşleri yapabileceği, içerisinde ayrıca konferans ve proje yarışmasının da yer alacağı bir hafta organize edeceğiz.

Türkiye’de elektrikli ve hibrid araçların satışının artırılması için ne tür düzenlemeler yapılabilir?

Burada elektrikli ve hibrid araçları ayırmamız gerekiyor. Elektrikli araçlar için 2011 yılında ÖTV oranlarında indirime gidilmişti. KW gücüne göre yüzde 3– yüzde 7– yüzde 15 oranları mevcuttur. Yani yüzde 145 ÖTV oranına sahip bir aracın muadil elektrikli modelini yüzde 15 ÖTV oranı ile alabilmek mümkündür. Liste fiyatı üzerinden KDV dahil yüzde 163’lük vergiye sahip bir araç için KDV dahil yüzde 33 oranında vergi ödeyerek bir elektrikli otomobile sahip olabilirsiniz. Aradaki vergi farkı yüzde 130.
ÖTV oranlarındaki bu indirime Hibrid model araçlar dahil edilmedi. Bu yüzden dünyada en çok satan hibrid araçlar Türkiye’de hiç satılmıyor. Satılmayan bir üründen kim kazanıyor? Hiç kimse. Ne kadar enterasan bir durum değil mi? Asıl enteresan tarafı, ne hibrid modeli satan firmalar, ne de üye oldukları sektör temsilcileri hiçbir girişimde bulunmuyorlar. TEHAD olarak ÖTV indiriminden hibrid motorlu araçların da yararlanması gerektiğini her fırsatta belirtiyoruz.
Elektrikli araçların satışı noktasında, Türkiye’de tüketiciden ziyade satıcının bilinçlenmesi gerekiyor. “Al bu elektrikli arabayı hiç benzin parası ödemezsin” diyerek otomobil satılamaz. Zaten alan da olmuyor. Burada öncelikle satacağınız aracın özelliklerini iyi bilmek, mutlaka avantajları ile birlikte dezavantajlarını da anlatım yolunu seçmek gerekiyor. 2011 yılında ilk elektrikli otomobiller satışa başladığında pil kirası adı altında bir uygulama ile karşılaştık. Pilin bir ömre sahip olması sebebiyle aslında tamamen tüketici tarafında bir uygulama olduğu halde bunu yeterince tüketiciye anlatamadık.

Devlet olarak biz de sıfır emisyon hedefi ile yola devam etmeliyiz. Özellikle yerel yönetimler burada önemli bir konuma sahipler. Artan çevre bilinci sayesinde sadece ağaç dikmek karbondioksit salımını azaltmaz, sorunu temelinden çözecek hedefler ile yola devam etmeliyiz. 2020 yılı için sıfır emisyon hedefini vizyonuna alan belediyeler, çok kısa bir süre içerisinde doğrudan istihdam artışının ve yatırım kanallarının çeşitlendiğini görebilecekler.
Elektrikli araçların satışında, tüketicinin otomobil kullanım alışkanlıklarının değişmesi ve farkındalığın artırılması da bir diğer önemli etkendir. Türkiye’deki araç kullanıcılarının en önemli özelliği otomobilleri ile duygusal bir bağ kurmalarıdır. Ama farkında olmadığımız şey otomobil sahibi olarak sadece günün 3-4 saati kullanıyor olmamız, geri kalan 20 saatte aracın ya sokakta ya otoparkta yatıyor olmasıdır. Böyle bir gerçek karşısında yaptığımız yatırım aslında araca değil, fosil yakıta olmaktadır. Burada artık uyanmamız gerekiyor.
İstanbul içerisinde bir otomobil kullanıcısı ortalama 30km veya 50km yol yapmaktadır. Günde 4 saati trafikte geçen ve sadece 50km yol yapan bir kullanıcının elektrikli otomobil tercih etmemesinin sebebi nedir? Cevabı; iyi bir elektrikli otomobil satıcısı ile karşılaşmamış olmasıdır.

Türkiye’de elektrikli araçlara yönelik şarj istasyonlarının yaygınlaştırılması için neler yapılabilir?

Elektrikli ulaşımda otomobil ve şarj istasyonu ayrılmaz ikilidir diyebiliriz. Biri olmadan diğeri herhangi bir anlam ifade etmiyor. Dolayısıyla araç satışıyla paralel olarak şarj istasyonlarının yer alacağı altyapının da yenilenmesi gerekiyor. Altyapı sorunlarında mutlaka devlet katkılı çözümler geliştirilmesi gerekiyor. Diğer taraftan elektrikli otomobil adetlerinin artışı şarj istasyonlarının da artmasına sebep olacaktır. Bu yüzden önce satışların artmasına yönelik teşviklerin geliştirilmesi gerekiyor. Avrupa bu konuda fazlasıyla iyi uygulamalara sahip. Örnek olarak şunları sayabiliriz:
– Özel yollar: Sadece belediye otobüslerinin kullandığı özel şeritlere, sadece elektrikli otomobilin girmesine izin verilmeli.
– Merkezi noktalara giriş imkanı: İstanbul’da örneğin Taksim, Eminönü gibi yayalaştırılması düşünülen bölgelere sadece elektrikli otomobil girişine izin verilebilir.
Elektrikli, hibrid ve hidrojen yakıtlı araçlara devlet desteği verilmelidir (Alım ve kullanım için özendirici teşvikler)
– Köprülerden, paralı yollardan ve özel ayrılmış şeritlerden ücretsiz geçiş üstünlüğü sağlanmalıdır.
– Şehir içi otoparklardan ücretsiz yararlanma imkanı verilmelidir.
Elektrikli, hibrid ve hidrojen yakıtlı otomobillere özel plaka uygulaması sağlanmalıdır.
– Toplu taşımacılık içerisinde yerel belediyeler otobüs filosunun yüzde 20’sini elektrikli otobüslere ayırmalıdır.

About author

Huseyin Bumin Ekmekci
Huseyin Bumin Ekmekci 2122 posts

İ.Ü. İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünden mezun H. Bumin Ekmekçi. 15 yılı aşkın süredir ağırlıklı olarak, sektörel ve kurumsal yayıncılık alanında yazı işleri, editör, yayın direktörlüğü ve sorumlu yazı işleri müdürlüğü pozisyonlarında görev yapmaktadır. Kendisi platformumuzda muhabir olarak görev yapmaktadır.

You might also like

HABERLER

Antep fıstığından Biyogaz Üretimi Çalışmaları Hızlanıyor

Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Göksel Demirer, bir ton fıstık atığından 14 kilowatsaat elektrik enerjisi elde edileceğini söyledi. Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Göksel Demirer, Antep fıstığından biyogaz elde edilmesine

HABERLER 0 Comments

Rüzgar Enerjisinde Kurulu Güç Arttı

2015 yılı içinde 956 MW’lık rüzgar enerji santrali işletmeye alınarak toplamda 4.718 MW’a ulaşıldı. Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği’nin (TÜREB) her yıl hazırladığı rüzgar istatistik raporu yayınlandı. Raporda 2015 yılı içinde

HABERLER

Yalıtımsız Binalar Nedeniyle Yılda 10 Milyar Dolarlık Enerji Kaybı

XPS Isı Yalıtımı Sanayicileri Derneği’nin Yönetim Kurulu Başkanı Emrullah Eruslu: Türkiye’de binaların yüzde 84’ine denk gelen 16 milyon binanın hala yalıtımsız olduğunu belirten Eruslu, bu nedenle, yılda 10 milyar dolarlık fazla

0 Comments

No Comments Yet!

You can be first to comment this post!

Leave a Reply