Elektrikli Oto, Yeni Yetme Teknoloji Değil !

Her ne kadar günlük muhabbetlerimize son birkaç yılda girmeye başlasa da, aslında elektrikli otomobil dediğimiz şeyler “yeni yetme” bir tekonoloji değil. Neredeyse otomobil tarihinin başlangıcı!

Son dönemde, belki biraz da “yerli marka otomobil” tartışmalarından olsa gerek, dost meclislerinde ya da “Otomotiv editörüyüm” diye ağzımdan kaçırdığım ortamlarda sohbetlerin yönü dönüp dolaşıp “elektriğe çarpılmış” bir konuya geliveriyor. “Elektrikli otomobil ne yer, ne içer?” misali soru veya soruları kucağımda buluyorum doğal olarak.

“Doğal” dememin nedeni de tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de sürücülerin “Henüz o bölümü okumadık!” durumundan kaynaklanıyor. Benzinli ya da dizel araç kullanma konusunda tecrübesi olanlar, otomobil modifiyesinin tüm inceliklerini sıralayanlar bile iş, elektrikli araçlara geldiğinde durup düşünmeyi yeğliyor. Ki gerçekten haklılar… Otolarda elektrik olayı, hayatımıza
giren en yeni teknoloji ama bir o kadar da eski.
Önce “küf” kokan arşivleri ufaktan bir tarayalım, sonra da ortamı havalandırırız nasılsa…

Önce yükseliş dönemi

eski arabaBana “ilk ama ilk” kim icat etti diye sormayacağınızı umarım çünkü bu konuda iddialar muhtelif. Mesela, basit anlamda ilk elektrik motoru ve onun “götürdüğü” ilk elektrikli “taşıyıcı”nın 1828’de Macaristan’da yapıldığı söylense de pek çok kaynağın üzerinde anlaştığı isim İngiliz Thomas Parker ve yıl da 1884. O güne kadar lokomotiften üç tekerlekliye kadar pek çok elektrikli denemesi yapılsa da Parker’ın 4 tekerlekli ilk elektrikli otoyu yaptığı belirtilmekte.

Sadece Avrupa değil, Amerika’da da yaygınlaşan elektrikli otolar, inanılması güç ama 1897’de New York’ta taksi olarak bile hizmet vermiş. 1899’da “Dünya Hız Rekoru” 106 km/s ile bir elektrikliyle kırılırken, Ferdinand Porsche’de ilk dört tekerlekten çekişli elektrikliyi yapmış. Bu arada aküleri de gelişmiş. Başta “şarj edilemeyen” aküler kullanılırken, daha sonra bilindik modern akülere geçilmiş. Çünkü elektrikli otolar bu dönemde normal akülerle çalışıyormuş.

1900’lerin başlarında elektrikli otolar iyice yaygınlaşırken, benzinli ya da buharlı otomobillere dönüp bakılmıyormuş. Buharlı otoları çalıştırmak 45 dakika sürerken, benzinlileri çalıştırmaya için kol kuvveti gerekiyor, vites değiştirmek için de bir hayli “güreş” ediliyormuş. Ama elektrikliler öyle mi? Çevir kontağı gitsin, gürültü çıkarmasın. Üstelik vites de yok !

Bu, 1908’de Model T’nin üretilip,  elektriklilerin üçte biri fiyatına satılmaya başlanmasına kadar sürmüş. Sonraaa… Sonrası malum.
İnsanların otomobilleriyle daha uzaklara gitme isteği, tek şarjla 30-40 kilometre gidebilen elektriklilerin sonunu getirmiş. Haa, bir de elektrikli marş motorunun icadı tabii! 1960’larda birkaç yıl dirilir gibi olduysa da yeniden ölmüş elektrikliler. Ta ki bazı kanunlar, küresel ısınma korkusu ve son olarak da küresel ekonomik krizle yeniden dirilene kadar.

Nasıl bir şey bu arkadaş?

Neredeyse 100 yıldan fazla geçti de elektrikli otomobillerde 1800’lerin sonlarından bu yana çok şey değişti mi? Bir kere kullanılan aküler farklılaştı. Menzil, en azından 30-40 kilometrelerden 300 küsurlu rakamlara çıktı. Şarj süresini kısaltmak için çalışmalar sürse de şimdilik tam şarj için ortalama 80, yüzde 80 şarj için de en az 45 dakika beklemek gerekiyor.

Gelelim “Elektrikli otomobil kullanmak nasıl bir şeymiş arkadaş?” konusuna…

Tek kelimeyle anlatayım desem, “farklı” deyip yazıyı şuracıkta bitirmem lazım. Ama yapmayacağım.
Bir kere, ilk deneyimi yaşıyorsanız, aracın kontağını çevirdiğinizde ilk dumuru yaşıyorsunuz.  Çünkü ses yok! Bunun yanında gaza bastığınızda da “gelmeyen” ses, kendinizi “stop ettiği halde gaza basmakta ısrarlı acemiler” gibi hissetmenize neden oluyor. Üçüncüsü yola çıktığınızda “Acaba ne kadar gaz vermeliyim, ya bozarsam” telaşıyla biraz ter döküyorsunuz. Alışınca da araca benzinli ya da dizel gibi davranmaya başlıyor, hatta bazen deyim yerindeyse “topuklama” durumuna geçebiliyorsunuz.

Yoldayken iç mekandaki sessizlik sizi ürkütse de, lastiklerin yoldaki sesi ya da plastik parçaların “fare tıkırtıları” bir nebze sizi rahatlatıyor. Sonrasında şu “topuklama”ya ara verip vicdan sesinizi dinliyorsunuz: Şarj göstergesine baksana!
Şayet şarj hızla inmeye başlıyor ve yol bilgisayarındaki kalan kilometreler sürekli düşüyorsa, bir ter dalgası daha geliyor! Sonrasında sağ ayak, adeta gaz pedalına “okşarcasına” iyi davranmaya başlıyor.

Bununla beraber korkmayın, elektrikli araçlarda klima, radyo ve kalorifer mevcut. Yani, “bisiklet konforu” beklemenizin âlemi yok!

Sadece biraz nazik kullanım ve alışkanlık gerekiyor hepsi bu!

Levent Köprülü

Milliyet Pazar, 24.02.2013

About author

Senem Gençer
Senem Gençer 761 posts

Alternatifenerji.com’un kurucu ortaklarından biri ve CEO’su olan Gençer, 1971 yılında Diyarbakır’da doğdu. 1993 yılında ODTÜ İşletmeyi bitirdikten sonra, Johnson & Johnson Medical ve Yeni Zelanda Büyükelçiliği gibi farklı kurumlarda çalıştı. 2007 yılında güneş enerjisi ve LED aydınlatma konularında halen çalışmakta olan Ekogüneş’i ve Türkiye’nin ilk online solar ürün satış sitesi olan www.ekogunes.com’u kurdu. Gençer, aynı zamanda Güneş Enerjisi ve Sanayicileri Derneği GENSED’in kurucu üyelerindendir.

You might also like

Köşe Yazıları 0 Comments

Karbon Sertifikasyonu Konusunda Mevcut Durum Analizi

Karbon Trading: Son 1 senedir neden spot fiyatların baskı altında olduğu ve karbon piyasasının geleceğe yönelik vermeye çalıştığı mesaj hakkında bir analiz. Avrupa Enerji Borsasındaki spot karbon fiyatları küresel ekonomik gidişat ile ilgili

Köşe Yazıları

Yabancılar Polat’tan ‘Elektrik’ Alıyor…

Galatasaray başkanlığını bırakmasının ardından bütün mesaisini yenilenebilir enerji işine ayıran Adnan Polat sektörde sessiz ve derinden büyüyor. Polat Enerji, Türkiye rüzgar enerji kapasitesinin aşağı yukarı yüzde 23’üne sahip. Aralarında Balıkesir, Manisa, İzmir, Çanakkale

Köşe Yazıları

“Enerji Sektöründe Mevcut Altyapının Yarattığı Kaygılar ve Çözüm Önerileri”

Bilindiği gibi, mevcut dünya düzeni ve oluşan çevresel felaketler insanların “enerji alışkanlıklarını” değiştirmeye zorlamaktadır. Olağan doğa olaylarının dışında, çevre felaketleri yaşadığımız artık kimse tarafından yadsınamaz bir gerçek haline gelmiştir. Bu